Edebiyat Arşivi

Roman PDF Yazdır e-Posta
Edebi Türler - Nesir (Düzyazı) Türleri
Ali Horuz tarafından yazıldı.   
Perşembe, 19 Ocak 2012 17:16

ROMAN

Roman Nedir?

Olmuş ya da olabilir nitelikteki olayları ve konuları ele alan edebî türlere Roman denir. Diğer türlerden ayrılan en önemli özelliği, uzunluğudur. Romanlarda, toplumsal olaylar ve ilişkiler gerçeklere uygun bir tarzda ele alınır.

"Roman" kelimesi, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan halk kitlelerinin konuştuğu halk Lâtincesine verilen addır. Sonraları herkesin anlayabilmesi için bu dille yazılan destan ve hikâyelere "roman" adı verilmiştir. Kelimenin aslı buradan gelir.

İyi bir roman ilgi çekici olmalı, herkesi ilgilendiren insancıl bir tema taşımalıdır. Romandaki olaylar arasında dengeli bir sıralama ve bağ bulunmalıdır. Olaylar akla yakın olmalı, romanın konusundan doğmalıdır. Romandaki varlıkların kişilikleri baştan sona dek konuya uygun nitelikte olmalı, birbiriyle çelişmemelidir.

Roman yazarı; romanda yarattığı kişilerini kendi kişiliği içinden görebilmelidir. Romandaki davranışlar ve konuşmaların, kişilerin karakterlerinden çıkmasını sağlamalıdır.

Okuyucu, romanı iş olsun diye okumaz. Roman okurken avunmak, kendinden uzaklaşmak ister. Romandaki kişilerle ilgilenmeye başlar. Olaylar karşısındaki davranışlarının ne olacağını merak eder. Onların başarılarından mutluluk duyar. Onların sıkıntılarına üzülür. Kendisini onların yerine koyar. Onların davranışlarını eleştirir. Bu davranışlar içinde yapılmaması gerekeni, yapılmamış olanları bulur. Romanı okuyup bitirince genel bir yargıda bulunur.

 

Türk edebiyatında önceki yüzyıllarda roman türüne benzer edebî eserler mevcuttur. Bunlar:

1) Halk Hikâyeleri (Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi.)
2) Meddah Hikâyeleri
3) Dinî Hikâyeler (Hz. Ali'nin Cenkleri gibi)
4) Destanî Hikâyeler (Dede Korkut Hikâyeleri, Battal Gazi Destanı gibi)

 

Avrupaî tarzda ilk roman, Tanzimat döneminde yazılmıştır. Namık Kemal'in "İntibah", ilk Türk romanıdır. Nabizâde Nazım'ın "Karabibik", ilk köy romanıdır. Yusuf Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan çevirdiği "Telemak", ilk çeviri romandır.

Romanlarda, şu ögeler üzerinde önemle durulmalıdır: Konu, kişiler, çevre, zaman, ana düşünce ve anlatım tarzı (üslûp).

 

Romanlardaki olaylar, bir plâna uygun olarak anlatılır. Bu plân şöyledir:

Giriş (Serim): Roman olayının başı, burada verilir.

Gelişme (Düğüm): Roman olayının gelişip, açıldığı bölümdür.

Sonuç (Çözüm): Romandaki olayın açıklığa kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölümdür.

 

Romanlar, işlenilen konularına göre şu çeşitlere ayrılır:
1) Tarihî romanlar
2) Macera romanları
    a) Polis romanları (Macera ve heyecan duygularını artıran romanlar)
   b) Egzotik romanlar (Yabancı ülkelerin toplumsal özelliklerini, geleneklerini anlatan romanlar)
3) Köy romanları
4) Sosyal içerikli romanlar
5) Psikolojik tahlil romanları

 

Türk edebiyatında roman

Türk edebiyatına roman Fransızca'dan yapılan çevrilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon'dan yaptığı Terceme-i Telemak'tır. Daha sonra adı bilinmeyen bir çevirici Victor Hugo'nun ünlü romanı Sefiler'i (Les Miserables) çevirdi. 1860-1880 yıları arasında başta Fransız yazarlar olmak üzere bir çok Batılı yazarın eseri Türkçe'ye çevrildi. İlk Türk romanı Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseridir. Sami'den sonra Ahmed Mithat romanlarıyla Türk romanının gelişmesine katkıda bulundu. Türk romanı asıl Tanzimat döneminde gelişti.Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası yeni teknikler kullanılan Batılı anlamda türüne en yakın ilk Türk romanıdır. Servet-i Fünun edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işledi. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biridir.

1910'dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması bu dönemde başladı.Halide Edip Adıvar'ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemle ilgilidir.

 

Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) Döneminde Hikâye ve Roman

Servet-i Fünûn dönemindehikâyede büyük gelişme yaşanır.Tanzimat'la edebiyatımıza giren hikâyenin olgun örnekleri bu dönemde verilir. Şiirde olduğu gibi hikâyede de bireysel konular işlenir. Servet-i Fünûn neslinin "içe dönük, karamsar" bakışı bu hikâyelere de sinmiştir. Kimi hikâyelerde istanbul dışında geçen olaylara de yer verilmekle birlikte hikâyelerde mekân genellikle İstanbul'dur. Yazarlar realizmin etkisiyle yazdıkları hikâyelerde yaşadıkları dönemi işlemişlerdir.

Tanzimat ve Servet-i Fünûn Hikâyeciliğinin Karşılaştırılması

Tanzimat yazarları hikâyelerde sosyal yarar amaçlamıştır. Bu açıdan hikâyelerde evlilik sorunları, gelenek ve töre, batıl inançlar, esaret, yanlış Batılılaşma işlenmiş, mekan ihmal edilmiştir. Edebiyat-ı Cedîde döneminde yazarlar, yapıtlarında bireysel duyguları işlemişler; aşk, kadın, evlilik, tabiat, yalnızlık, hayal-hakikat çatışmasından kaynaklanan ümitsizlik, aşırı melankoli, hastalık, karamsar bir bakış açısı gibi bireysel konulara yer vermişlerdir. Bu dönem hikâyelerinde sanatçı ruhlu, piyano çalan, yabancı dil bilen kadınlar; sevdalı, ince ruhlu âşıklar, Batılı tipler görülür. Mekan İstanbul'dur.

Tanzimat hikâyelerinde dil, biraz daha sadedir. Cümleler kısa, açık ve anlaşılır özelliktedir. Çünkü bu dönemde düşünce öne çıkmış, özentili anlatım arka plana itilmiştir. Servet-i Fünûn yazarları, "Sanat, sanat içindir." görüşünü benimsemiştir. Bu nedenle onların hikâyelerinde dil, süslü ve sanatlıdır. Eski sözcükler sıklıkla kullanılır. Dilde sanat kaygısı ağır basar. Ancak bu dil, romanlara göre daha sadedir.

Tanzimat yazarları Fransız edebiyatından etkilenseler de Doğu öyküleme geleneğinden kurtulamamıştır. Bu nedenle Tanzimat hikâyelerinde yapı, Batılı olsa da iç kurgu ve anlatım Doğulu özellikler taşır. Olay ön plandadır. Kişiler siliktir. Hikâyelerde romantizmin etkisi açıkça hissedilir. Samipaşazade Sezai ile birlikte hikâyelerde realizmin etkisi görülmeye başlar. Servet-i Fünûn döneminde ise geleneksel hikâye tamamen bırakılır, Batılı tarzda hikâyeler yazılmaya başlanır. Realizmin etkisiyle gerçekçi hayat sahneleri, sosyal yaşamdan kesitler hikâyelerde yansıtılır. Olay yerine kişilere, onların ruhsal durumlarına ağırlık verilir. Bu nedenle yazarlar, öykülerindeki kişileri yaşadığı toplumdan, kendi çevrelerinden seçmişlerdir.

Servet-i Fünûn edebiyatının en önemli hikayecisi Halit Ziya Uşaklıgil'dir. Sanatçının hikâyeleri, anlatım ve teknik özellikler bakımından romanlarıyla aynı çizgidedir. Çok kuvvetli iç ve dış gözlem yeteneği olan yazar, hikâyelerini rahat yazar. Bu bakımından, onun hikâyeleri romanlarına oranla daha doğaldır. Hikâyeleri üslup bakımından daha zengin, lirizmle iç içedir. Yazarın hikâyelerindeki dili, romanlarından daha sadedir. Hikâyelerinin konuları millî ve yereldir. Hikâyelerinde halktan kişilere yer verir. Kimi hikâyelerinde mekan olarak Anadolu da yerini almıştır. "Mahalleye Mevkuf, Dilhoş Dadı, Raife Molla, Altın Nine, Keklik İsmail, Kar Yağarken, Ali'nin Arabası" gibi hikâyeleri millî ve mahallî özellikler taşır.

Halit Ziya'nın belli başlı hikâyeleri şunlardır: "Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Heyhat, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri, Bir Şir'i Hayal"

Halit Ziya'dan sonra Servet-i Fünûn topluluğunun bir diğer hikayecisi Mehmet Rauf'tur. O, hikâyelerinde aşk konusunu işlemiştir.



Servet-i Fünûn Romanının Dil ve Anlatım Özellikleri 

Tanzimat'la başlayan Türk romanı, Servet-i Fünûn döneminde Namık Kemal'in açtığı sanatkârane üslup ile gelişimini devam ettirmiştir. Bu dönemde roman, gereküslup gerekse teknik bakımdan önceki döneme göre büyük gelişim göstermiştir. Romanda Tanzimatçılarda görülen kurgu hataları, üslup eksiklikleri, acemilikler Servet-i Fünûn döneminde kaybolmuştur. Roman tekniği modern ve sağlamdır. Olayların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar başarılı biçimde verilmiştir. Yazarlar, eserde kişiliğini gizlemiştir. Batılı anlamda Türk romanı bu dönemde yazılır.

Servet-i Fünûncular, Tanzimat'la başlayan dilde sadelik anlayışından uzak durmuş, aydın kesim için süslü ve sanatlı bir dille eserler vermiştir. Onlar estetiğe önem vermiş, bu da beraberinde dil zenginliğini getirmiştir. Ancak sanatkârane üslup anlayışı eserlerde kullanılan dilin kimi zaman anlaşılmaz hâle gelmesine neden olmuştur. Sanatçılar duygu ve düşüncelerini anlatmak

için Arapçadan, Farsçadan, Batı edebiyatından sözcük ve tamlamalarkullanmışlardır. Batı edebiyatının etkisiyle kısa cümleler kurmaya özen göstermişlerdir. Yazılarda Fransız cümle yapısının etkisi vardır. Söz diziminde yenilikler yapmışlar; kesik cümleler kullanmışlar, sıfatları ismin sonunda kullanmışlar, fiilsiz cümleler oluşturmuşlar, "ve" bağlacına, "ah" ve "oh" gibi ünlemlere cümlelerde bol bol yer vermişlerdir.

Servet-i Fünûn Romanının Tema/Konu Özellikleri

Tanzimat sanatçıları devrin koşulları gereği dışa dönük sosyal yazarlardır. Yapıtlarında işledikleri konular da yanlış Batılılaşma, görücü usulüyle evlenme, esaret (kölelik) gibi sosyal konulardır. Servet-i Fünûn sanatçıları ise yaşadıkları dönemdeki siyasal baskılar ve sansür nedeniyle bireysel konulara yönelmiştir. Bunun sonucu olarak sosyal içerikli temalardan uzak durmuşlar; eserlerinde hayâl-hakikat çatışması, başarısız aşklar, karamsarlık gibi bireysel temalara yönelmişlerdir.

Yazar yaşadığı toplumdan bağımsız değildir. Onun, yaşadığı toplumun uzak bir şekilde eser vermesi olanaksızdır. Bu açıdan her tema yazıldığı dönemin zihniyetini, sosyal ve kültürel durumlarını yansıtır. Kısacası yaşamın gerçeği ile romanın gerçeği birbiriyle örtüşmez; ancak roman gerçek yaşamdan, içinde yaşadığı toplumsal, ekonomik ve kültürel ortamdan etkilenir. Üretildiği toplumun yansımalarını içerir.Mai ve Siyah'ta romanın yazıldığı dönemin basın hayatı, Aşk-ı Memnu'da Beyoğlundaki yaşam, eğlence merkezleri yer alır. Servet-i Fünûn romanında, konular İstanbul'daki seçkin kişilerin yaşamından, özellikle Batılı çevrelerden alınır. Hayal kırıklığı, üzüntü ve başarısız aşklar romanlara konu olur.

Servet-i Fünûn ile Tanzimat Romanının Karşılaştırılması

Tanzimat Dönemi'nde yazarlar roman türünün ilk örneklerini vermiştir. Bu dönemde yazarlar, romanda belli bir gelişmeyi değil, Doğu ve Batı kültürünü birbirine katarak sosyal yararı gözetmiştir. Halka seslenebilmek için yazmış, bu yolda meddah ağzını kullanmış, öğreticiliği amaçlamıştır. Bu açıdan Tanzimat romanları teknik olarak kusurlu; ama bu türü yaygın hâle getirmesi açısından önemlidir. Yazarlar, romanlarında halkı göz önünde bulundurmuş, görüşleriyle kahramanları üzerinde etkili olmuş, romanlarının olay akışını sık sık keserek okura bilgiler vermiştir. Edebiyatımızda Batılı anlamda esas roman, Servet-i Fünûn'la başlar. Servet-i Fünûncular realist ve natüralist yazarları, psikolojik roman çığırını açan yazarları ve onların roman anlayışlarını örnek almışlardır. Toplumsal yarar içeren sosyal konular (cariyelik, görücü usulüyle evlilik, köle ticareti, yanlış Batılılaşma vs.) gitmiş, kişisel konular, özellikle aşk konusu romanlara hakim olmuştur.

Tanzimat romanlarında kişilerin psikolojik çatışmalarına çok az yer verildiğini, yazarların görüşlerinin roman kahramanları üzerinde etkili olduğunu, romanlarda gösterme tekniği yerine öykülemenin ağır bastığını önceki ünitemizde işlemiştik. Bu dönem roman yazarları daha çok, Doğu edebiyatının etkisindedir. Tanzimat Dönemi romanlarında ne canlı bir psikoloji ne karakter ne de gerçekçi yaşam sahneleri vardır. Bu nedenle yazarlar, tasvir ve tahlilde başarılı olamamışlardır.

Romanlarda ağırlıklı olarak kişilerin yaşamı ve salon hayatı işlenir. Kişilerin ruh çözümlemelerine, tabiat ve çevre betimlemelerine özen gösterilir. Roman kişileri, romantik yönleri olmakla birlikte genellikle modern yaşamın içinden, eğitimli, bazen hırslı, bazen isyankar, geleneğin kalıplarını kıran, ümitle bunalım arası gelgitler yaşayan gerçekçi kişilerdir. Bu kişiler karamsar tipler, çapkın ve macera peşinde olanlar, zengin ve Avrupalı tipler olarak sınıflandırılabilir.

Yazarlar kahramanlarını psikolojik gerçekliklere uygun olarak serbest bırakır, okuru, taraf tutmadan kahramanları anlama ve çözümlemeye yönlendirir. Bunun yanında yazarlar, romanlarda Batı tarzı hayatı ve kahramanları işlemişler, sosyal yaşamdan da kuvvetli tiplere ve sahnelere de yer vermişlerdir. Örneğin Halit Ziya'nın Mai ve Siyah romanındaki Ahmet Cemil, Aşk-ı Memnu'daki Firdevs Hanım, Nihal ve Bihter, o devir İstanbul'unda yaşamış toplumdan kişilerdir.

Tanzimatta sade dile yönelim vardır. Şinasi ile başlayan dilde sadeleşmeyi Ahmet Mithat, uygulamaya çalışır. Fakat özentisiz cümleler kurduğu için bunda başarılı olamaz. Samipaşazâde Sezai dilde sadeleşmeyi savunmakla birlikte sanatlı söz söyleme alışkanlığından bütünüyle kurtulamaz. Bu konuda Nabizade Nazım daha başarılıdır. Servet-i Fünûn roman ve öykülerinde ise sade dil anlayışı bir kenara bırakılmış, son derece süslü ve sanatlı, arapça ve farsça sözcüklerle yüklü bir dil kullanılmıştır.

 

Servet-i Fünûn Romancılarının Etkilendiği Akımlar

 

Roman, temsil ettiği akıma göreromantik roman, natüralist roman,realist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır. Servet-i Fünûn yazarları, yakından takip ettikleri Fransız yazarların etkisiyle realist roman anlayışını benimsemişlerdir. Realist romanlar olayları kişi ve çevreyi gerçekçi bir şekilde anlatır. Yazarlar kendi duygu ve düşüncelerini esere yansıtmazlar. Olaylar ve kişiler karşısında tarafsız kalırlar. Realist romanlarda eserin üslubu yapmacıksızdır. Servet-i Fünûn yazarları, romanda realist ve natüralist yazarları örnek almışlardır. Realist romanda gözlem ve araştırma ön planda, his ve hayal unsurları ise ikinci plandadır. Realist romanlarda gerçekler, görülenler ve incelemelerin ortaya koyduğu sonuçlar önemlidir. Gözlem önemlidir. Yazarlar gerçeğe uygun çevre betimlemeleri yapmıştır. Bu dönem romancıları, esere kendi duygu, düşünce ve hayallerini karıştırmaz, kişiliğini gizler. Bunun için de olayları, kişileri iç ve dış özellikleriyle, psikolojik yönleriyle objektif bir şekilde anlatır. Dil ve üslup olaya ve olayın kahramanının kişiliğine uygun olarak kullanılır. Natüralist romanlarda bilime ve araştırmaya daha çok önem verilir. Natüralistler gerçeğe bağlılıkta ve sosyal meseleleri araştırmada realistlerden çok daha fazla bilimsel metodlara bağlıdır. Toplumu âdeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, bilimsel verilere bağlı kalarak yazarlar. Servet-i Fünûn yazarlarının romanlarında realizm belirgindir. Sanat sanat içindir anlayışından hareketle sanatçılar dil ve anlatıma önem vermişlerdir.

Servet-i Fünûn Romancıları

Bu dönemin romancıları Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit Yalçın'dır.

 

Tanzimat Edebiyatında Hikâye ve Roman

 

Divan edebiyatımızın Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin, Yusuf ile Züheyla, v.b. mesnevilerini; halk edebiyatımızın Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kanber, v.b. öyküleri; meddah öykülerini;Battal Gazi, Hayber Kalesi, v.b. gibi dinsel ve tarihsel öyküleri bir kenara bırakırsak, Avrupa'daki anlamıyla öykü ve roman türleri Türkiye'ye Tanzimat edebiyatı ile girmiştir. Çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek gelişmiş ve kimliğini kazanarak günümüze gelinmiştir.

Edebiyatımızda görülen roman biçimindeki ilk eser, Yusuf Kamil Paşa'nın Fénelon'dan çevirdiği "Telemak"tır (1859). Bu eser özetlenerek çevrilmesine rağmen uzun yıllar ("Ahlak kitabı" olarak görüldüğünden) okullarda okutulmuştur.

Bu ilk dönemde bu tercüme eseri takip eden bir çok eser daha çevrilmişti. Ancak, bu eserlerdeki en büyük sorun "dil"di. Dil oldukça ağırdı. Alışılagelen eski dil kullanımı Batı romanına uygun değildi. İkincisi de batı kültürü ile Osmanlı kültürü arasında ki ahlak farkıydı. Çevrilecek eserler Müslüman ahlakına ters düşmemeliydi.

Türk edebiyatında öykü ve roman alanındaki yerli ürünler, Ahmet Mithat'ın 1870'te basılan "Kıssadan Hisse" ve "Letaif-i Rivayat" adlı öykü kitapları ile verilmeye başladı.

Tanzimat döneminde çeviri eserler için söz konusu olan dil ve ahlak sorunları yerli eserlerin de başlıca sorunları oldu.

Tanzimat Edebiyatı öykü ve roman özellikleri :

1 - Tanzimat edebiyatı öykü ve romanında olaylar çoğunlukla günlük yaşamdan veya tarihten alınmıştır; olayların olmuş ya da olabilir izlenimini bırakması gerektiği konusunda bütün Tanzimat romancıları birleşmişlerdir.

2 - İlk öykülerde topluluk önünde anlatılan meddah öykülerinin etkisi ve tekniği görülür.

3 - Daha ilk eserlerden başlayarak, Tanzimat edebiyatı öykü ve romancılarının bir kısmı halka (Ahmet Mithat, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım), bir kısmı aydın kişilere (Namık Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi tercih etmişlerdir.

4 - Bunun sonucu olarak da, halka seslenen yazarlar sade dille, aydın kişilere seslenen yazarlarsa yabancı sözlük ve dil kuralları ile yüklü bir dille yazmışlardır.

5 - Eserler genel olarak, duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur.

6 - Tanzimat öykü ve romanında işlenen önemli temalar: "tutsaklık"; zorla yapılan evliliklerin doğurdu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farkların karşılaştırılması; kadın erkek arasında ki ilişkilerde değişik ortamlarda gelişen evlilik, aşık olma temaları ağırlıklı olarak işlenmiştir.

7 - Tanzimat edebiyatının ilk döneminde yetişen ve romantizm akımının etkisi altında kalan yazarların eserlerinde bu akımın özelliği olarak :

-Tesadüflere çok yer verilmiştir.

-Yazarların kişiliği gizlenmemiş; ikide bir okuyucuya "Ey Kaari!" (okuyucu) diye seslenilmiş; olaylar okuyucuyla konuşa konuşa yürütülmüştür.

-Sırası düştükçe, olayın yürüyüşü durdurulmuş, bir takım bilgiler verilmiştir.

Roman aracılığı ile bireyi eğitme ve toplumu düzeltme amacı gözetilmiş; bunun için de siyaset, din, ahlak, felsefe v.b. ile ilgili düşünce ve bilgiler ya olayın yürüyüşü durdurulup ya da olayların örülüşü içinde dolaylı olarak okuyucuya aktarılmıştır.

-Kahramanlar çoğu zaman yaşamdan alınmış doğal kişilerdi. Ancak kimi zaman olağanüstü olaylara ve insanlara da yer verilmiştir.

-Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür.

-Olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllerini, kötüler ya da suçlular cezalarını alırlar.

-Kahramanlar çoğu zaman bir görüşte aşık olurlar.

-Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılmıştır.

-Kişi tasvirleri de çoğu zaman olay içinde eritilmemiş; tersine, olayın yürüyüşü durdurularak, kişinin kaşı, gözü, saçı, v.b. özellikleri teker teker anlatılmıştır.

10 - Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen realizm (gerçekçilik) ilenatüralizm (doğalcılık) akımlarının etkisi altında kalmaya başlayan yazarların eserlerinde ise, gözleme önem verilmiş, nedenlerle sonuçlar arasında bağlar aranmış, olağanüstü olaylar ve kişiler bırakılmış, anlatılan her şeyin olabilir izlenimini bırakmasına dikkat edilmiştir.

Tanzimat Edebiyatında Roman

Türk edebiyatında roman 1860'tan sonra başlar, Edebiyatımızdaki ilk roman, François Fenelon'dan Yusuf Kâmil Paşa tarafından Telemak (1862) adı ile çevrilen romandır. O dönemde çevrilen diğer romanlar: Sefiller, Monte Kristo Kontu, Atala, Paul ve Virginie...

Fransız romanlarından çevrilen örneklerin ardından Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami gibi yazarlar roman yazmaya başlamışlardır. Türkçede roman niteliğini taşıyan yerli ilk roman Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-u Talat ve Fıtnat adlı eseridir.

Batılı anlayışta yazılan ve çevrilen romanları tanıyana kadar Türk okuyucusu, çeşitli kaynaklardan gelen hikâyeleri okuyordu: Halk hikâyeleri ve mesneviler. Hacim bakımından bazen bir roman büyüklüğünde de olabilen mesneviler, Divan edebiyatı nazım şekillerinden biriydi. Pek çok karakteri ortak olan mesnevilerdeLeylâ ile Mecnun, Yusuf ile Zeliha, Hüsrev ve Şirin hikâyeleri değişik şairlerce işlenmişti. Gözleme ve gerçekçiliğe yer verilmeyen mesnevilerde dil çok ağırdı ve psikolojik analizlere yer verilmezdi. Mesneviler bu özellikleri ile romandan çok, gelişmiş bir masal olarak kabul edilebilir. Halk hikâyeleri de mesnevilerle benzer hikâyeleri anlatmıştır. Halk hikâyeleri dil ve üslûp bakımından halkın konuşma diline ve üslûbuna çok yakındır.

Batıdan gelen roman, Tanzimat döneminde iki yoldan gelişmiştir. Birinci yol, Ahmet Mithat'ın, Batılı hikâye ve romanla Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalıştığı yoldur. Yazar, romanlarını yazarken Halk hikâyeciliğinden yararlanmıştır. Sanatçının bu tarz ile yaptığı, halk hikâyelerinin modernleştirilmesi çalışmasıdır.

Tanzimat romancılığındaki ikinci yol ise Namık Kemal'in Batılı hikâye ve roman tekniğini uygulamaya çalıştığı yoldur. Tanzimat edebiyatının diğer romancıları Ahmet Mithat'ın değil, Namık Kemal'in yolunu seçmişlerdir. Tanzimat romancıları, hem kendilerinin hem de Türk okuyucusunun asırlardan beri romantizme olan büyük yakınlığından dolayı romantizmi izlemeyi tercih etmişlerdir.

Tanzimat edebiyatında Ahmet Mithat popüler romanın, Namık Kemal edebî (sanatkârane) romanın öncüsü olarak ortaya çıkmış, bu iki romancı roman kurgusunda, tekniğinde, dil ve üslûpta ayrılarak iki ayrı damar oluşturmuşlardır.

 

Tanzimat Romanının Genel Özelliği

Kişi: Tanzimat romanlarının birinci dönem sanatçıları tarafından yazılanlarında (İntibah, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Cezmi) idealize edilmiş kişiler vardır. Namık Kemal, Cezmi'de kendi gençliğini ve kişiliğini anlatır âdeta. Ahmet Mithat'ın Felatun Bey'le Rakım Efendi'sinde Felatun Bey batılılaşmayı yanlış anlayan bir tiptir; Rakım Efendi ise batılılaşma konusunda idealize edilmiş bir tiptir ve doğru batılılaşmanın nasıl olacağını gösterir.

İkinci dönem sanatçılarının eserlerinde ise (Sergüzeşt, Karabibik, Araba Sevdası) gerçekçi kişiler vardır: Dilber (cariye), Karabibik (köylü), Bihruz Bey (Batılılaşma sevdalısı cahil bir adam)... Tanzimat sanatçıları, her kesimden kişiyi kendi sosyal ve ekonomik konumlarına uygun olarak konuşturmuşlardır.

Olay: Tanzimat romanında anlatılan olayların ya gerçek ya da gerçeğe benzer olması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Şemsettin Sami, Taaşşuk-ı Tal'at ve Fıtnat'taki olayların gerçekten yaşanmış olduğunu söylemiştir. Tanzimat romanlarında olayların merkezinde aşk ve entrikalar vardır. Tanzimat sanatçıları romanları sürükleyici hâle getirmek için aşkı ve entrikayı olayların gelişmesinde tesadüflere çok yer vererek başarılı bir şekilde kullanmıştır. İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası, Müşahedât, Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Zehra adlı romanlarda bunun uygulamasını görebiliyoruz. Tanzimat romanında yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olaylar anlatılmıştır.

Zaman: Tanzimat romanlarında zaman, Cezmi dışında, sanatçıların yaşadığı zaman, genellikle Osmanlı toplumunun Batı ile tanışmaya başladığı dönemdir. Bazı romanlarda Batıya dönük kişilerin yaşamı ve zamanı (Araba Sevdası, Felatun Bey'le Rakım Efendi) bazı romanlarda ise Osmanlı'nın içe kapanık dönemi yansıtılır. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Sergüzeşt) Genel olarak zaman, Osmanlı toplumunun Batı medeniyeti ile tanışmaya başladığı zamandır.

Mekân: Tanzimat romanlarında olayların geçtiği mekân genellikle İstandul'dur. İstanbul'da Çamlıca ve Beyoğlu gibi eğlence mekânları öne çıkar, (İntibah, Araba Sevdası) Bu romanlar aile merkezli olduğu için mekân da aile çevresidir. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, İntibah, Zehra, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Müşahedât). Ahmet Mithat olayları, hakkında bilgi vermek istediği mekânlarda geçirmiştir. Bu mekânlar, genellikle Anadolu, Suriye, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Batı Avrupa'dır. Karabibik'te ise mekân Antalya'nın bir köyüdür. Cezmi'de olaylar, İran'da ve Kırım'da geçer. Sergüzeşt'in son bölümünde ise mekân Mısır'dır. Tanzimat romanlarında mekân, fon olarak kullanılsa da ağırlıklı olarak o dönemin sosyal yaşamını yansıtacak yerlerdir.

Tema: Tanzimat romanlarında şu konulara ağırlık verilmiştir:

Araba Sevdası: Yanlış batılaşmanın yol açtığı komik durumlar. (R.Mahmut Ekrem)
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Görmeden evlilik, erkek baskısı ve zulmüne dayalı aile şartları, kadınların esareti. (Şemsettin Sami)
İntibah, Araba Sevdası: Yanlış kadınları sevmenin doğurduğu yıkımlar.
Sergüzeşt: Kölelik ve cariyelik. (Şemsettin Sami)
Karabibik: Bir köy yaşamı. (Nabizade Nazım)
Zehra: Kıskançlık ve kıskançlığın yol açtığı olumsuzluklar. (Nabizade Nazım)
Cezmi: Tarihi bir olay. (Namık Kemal)
Felatun Bey'le Rakım Efendi: Batılılaşmanın hangi yoldan ve ne şekilde olması gerektiği. (Ahmet Mithat Efendi)

Dil ve Üslûp: Tanzimat'ın birinci döneminde halkın anlayacağı bir dil kullanılmış, ikinci dönemde ise bu sade dilden uzaklaşılmıştır.

Ahmet Mithat, olayları heyecanlı bir şekilde anlatmıştır.

Sıfatlara, benzetmelere, abartmalara sıkça yer veren Namık Kemal, romanda anlatılan olaya göre üslûbunu değiştirmiştir. Savaş betimlemelerinde coşkuludur. Diyaloglarda ise sakindir.

Şemsettin Sami, dili kullanmada başarısızdır. Romanında yer yer dil bilgisi bozukluklarına rastlanmaktadır. Yazar, kişilerin kendi ağızlarına göre konuşturulmasında başarılıdır.

Samipaşazâde Sezai, Sergüzeşt'teki betimleme ve analizlerde, Türkçeden uzaklaşmıştır. Eserde özensiz bir üslûp görülür.

Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası'nda, çoğunlukla Osmanlıca terkip ve tamlamalar kullanmıştır. Romanın dili bu yüzden sade değildir.

Nabizade Nazım ise Farsça ve Arapça kelimelerden ve tamlamalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşarak, ortalama bir dil kurmuştur.

 

Milli Edebiyat Dönemi Hikaye ve Roman

 

Daha önceki devirlerde görülen «İslamcılık», «Osmanlıcılık», «Batıcılık» akımlarına, 1911'den sonra ortaya çıkan «Türkçülük» akımının da katılmasıyla, Meşrutiyet devrinde «Osmanlı toplumunda dört siyaset akımı yer almıştır. (Fikir Akımları)

İslamcılık, «kavmiyyet» (kavimcilik) düşüncesine karşı koyup, bütün İslâm avimlerinden birleşik bir «İslâm birliği», büyük bir İslâm devleti kurma ülküsü idi.

Osmanlıcılık, çeşitli uluslardan (Türk, Arap, Arnavut, Ermeni, Yunan, Sırp, Bulgar, vb.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.

Batıcılık, sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için, toplumu Doğu uygarlığından Batı uygarlığına geçirme çabası idi.

Ne var ki, gerek Balkanlarda yaşayan Hıristiyan uluslar (Yunanlar, Bulgar'lar, vb.), gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hıristiyan azınlıklar (Ermeniler) arasında, önce Rusya'nın, daha sonra da Avrupalıların kışkırtmalarıyla başlayan «ulusçuluk» hareketi, Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı devletinin yıkımını hazırlamış; ayrıca, Müslüman uluslar (Araplar, Arnavut'lar) arasında da uyanan bağımsızlık istekleri, Osmanlıcılık ülküsünden başka İslamcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır. Öbür yandan, Batıcılık hareketi de, iktisat alanında Batı sermayesine kayıtsız şartsız teslim olma sonucunda, siyaset alanında devleti bir Batı uyduluğu haline getirmiştir ki, bu da, İmparatorluğun yıkımını hızlandıran başlıca nedenlerden biri olmuştur.

İşte bu devirde (Meşrutiyet devrinde), İmparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, kimi aydınlar, devletin çeşitli uluslara degıl, «millet-i hâkime» (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır. Bu düşünce, aydının halka yönelmesine yol açmış ve «halka doğru» diye adlandırılan bu davranışın doğurduğu ulusçuluk akımına o devirde «Türkçülük» adı verilmiştir. Toplumsal devrimler yapmak için Türk halkına ulaşma amacını güden «halka doğru» hareketi, «Türkçülük» adını aldıktan sonra, kimi İstanbul aydınları arasında, halılar, çiniler, ibrikler, mangallar, çubuklar, tespihler, vb. ile döşenmiş evlerde oturma anlamında yorumlanarak, bir «gelenekçilik» hâline sokulmuş, böylece, asıl amacından tam ters bir yöne çevrilmiş; bir süre sonra, bu Osmanlı gelenekçiliği ile de yetinilmeyerek -biraz da Rusya göçmeni Türk'lerin etkisiyle- bütün Asya Türk'lerini içine alan büyük bir «Turan» devleti kurma hayaline ulaşılmış; böylece, «halka doğru» hareketi, Türkiye Türk'lerini çağcıl (modern), demokratik bir ulus haline getirme yolundan saparak, «Turancılık» kılığına girmiştir.

Siyaset alanındaki bu «halka doğru» hareketi, edebiyatta «ulusal kaynaklara dönme» düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. «Ulusal kaynaklara dönme» sözü, dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz Ölçeği (vezni) yerine hece ölçeğini kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da «Milli Edebiyat» (ulusal edebiyat) adı verilmiştir.

Edebiyatımızın bu dönemi, «Meşrutiyet» (1911-1918) ve «Mütareke» (1919-1922) devirlerini içine alır. Meşrutiyet devrinde yetişen sanatçılar genellikle 1880 kuşağı,Mütareke devrinde yetişen sanatçılar da genellikle 1890 kuşağıdır.

«Millî Edebiyat» Hikâye ve Romanlarının özellikleri:

1 - Bu devir hikâye ve romanlarının en önemli özelliği «sade dil» ile yazılmış olmalarıdır.
«Halka doğru» gitmek isteyen aydının halkla anlaşma ve aradaki uçurumu doldurma çabası, ortaya ilk olarak «dil» sorununu çıkarmıştır. Böylece, tâ Tanzimat edebiyatından beri zaman zaman üzerinde durulup da bir türlü gerçekleştirilemeyen ve Şinasi'nin deyişiyle «bütün halkın kolaylıkla anlayabileceği yolda» yazma, yani konuşma dilini yazı dili yapma dâvası bu devirde kesin clarak benimsenmiştir. Bu dâva, Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalptarafından çıkarılan Genç Kalemler (Nisan 1911) dergisinde «Yeni Lisan» adıyla ileriye sürülmüş ve «millî edebiyat»m «millî lisan »dan doğabileceği görüşü savunulmuştur. Yalnız sözde kalmayıp başarılı örneklerle de desteklenen bu hareket kısa bir zamanda tutunmuş ve bütün XX. yüzyıl Türk edebiyatının ayırıcı niteliği olmuştur. Bu bakımdan, 1911 yılını «Millî Edebiyat» akımının olduğu kadar XX. yüzyıl Türk edebiyatının da başlangıç tarihi olarak kabul ediyoruz.

2 - «Millî Edebiyat» akımının hikâye ve roman alanındaki en önemli özelliklerinden biri de, «memleket edebiyatı» çığırının başarılı ilk örneklerinin verilmiş olmasıdır. Daha önceki Tanzimat ve Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarında vakaların İstanbul sınırları içinde hapsedilmesine, yazarların memleket sorunlarına kapalı durmasına karşılık, bu devirde, «halka doğru» hareketinin bir sonucu olarak, bütün sanat eserleri, özellikle hikâye ve roman, yurdun her köşesine açık tutulmuş ve her tabakadan halkın hayatı konu olarak ele alınmıştır.

3 - Gözleme dayanan bu davranışın bir sonucu olarak, çoğu yazarlar Realizm(Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refit Halit, Reşat Nuri, Memduh Şevket, vb.), hattâ kimileri Natüralizm (Selâhattin Enis, kimi hikayeleriyle F.Celâlettin, kimi romanlarıyla Osman Cemal, vb.) ilkelerini benimsemişlerdir.

 

Bu arada şu noktayı da belirtmek gerekir: Sanatçının devlet tarafından korunması geleneğinin hâlâ sürdüğü bu devirle, Cumhuriyet devrinin ilk döneminde, sanatçılar, hükümetin hoşuna gitmeyecek gerçeklere değinmekten kaçınmışlar, bir çeşit «tatlı su gerçekçiliği» ile yetinmişlerdir. Memleketin ve köyün acı gerçeğine arada bir değinme eğilimi gösteren bir yazarımız (Memduh Şevket Esendal) uzun yıllar eserlerini yayımlamamış, hayatının son yıllarında yayımlamağa başladığı zaman da adını açıklamaktan kaçınmış; köyün sefaletine eğilen ve aydınla köylü arasındaki manevî uçurumu tema olarak ele alan başka bir yazarımızın o alandaki tek eseri (Yakup Kadri: Yaban) siyaset çevrelerinde iyi karşılanmamış; bir başka yazarımız da, memleketimizde yüzyıllar boyunca özel çıkarları maskelemek için uygulanagelen din sömürücülüğü olayını işlemişse de (Reşat Nuri: Yeşil Gece) -belki de kulağı büküldüğü için- bir daha öyle tellere-basmamış, hattâ savaş aleyhtarı bir temayı işlediği söylenen Mehmetçik romanını tamamlamaktan vazgeçmiş, eğer tamamladıysa yayımlamamıştır.

(Yurdun toplumsal gerçeklerini cesaretle ele alma işi, sanatçının devletçe korunması geleneğinin bırakıldığı devirde -Atatürk'ün ölümünden sonra- yaygın bir akım halini almış, devlete değil, okuyucuya dayanan Cumhuriyet kuşağının çabalarıyle edebiyata mal edilmiştir. )

4 - Gözleme önem vermenin bir sonucu olarak, Meşrutiyet devrinin Turancılık (Halide Edip: Yeni Turan; Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar, vb.), İslamcılık (Reşat Nuri: Yeşil Gece), Batıcılık (Yakup Kadri: Kiralık Konak; Reşat Nuri: Yaprak Dökümü;Peyami Safa: Fatih-Harbiye), kimi eserlerde tema olarak ele alınmıştır.

5 - Kimi sanatçılar realist yöntemden yararlanmakla birlikte, toplumsal olayları dahi bireysel bunalımlar açısından ele alıp ruh çözümlemelerine önem vermişler (Peyami Safa), kimileri de Osmanlı toplumunun yıkılış çağındaki üst kat insanlarının kaygısız yaşayışlarının özlemini anılar çerçevesi içinde, yine bireysel açıdan ve Proust yöntemiyle işlemişlerdir (Abdülhak Şinasi).

6 - Kimi sanatçılar da Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüşlerdir (Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, kimi hikayeleriyle F. Celâlettin).

7 - Parti kavgalarının kızıştığı Meşrutiyet ve Mütareke devirlerinde okuyucunun mizaha ve toplumsal yergiye düşkünlük göstermesi, o dönemde birçok mizah dergisinin çıkmasına, bunun sonucu olarak da, o hava içinde yetişen birçok yazarın (Ömer Seyfettin, Refik Halit, Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, Reşat Nuri, Mahmut Yesari, kimi hikayeleriyle F. Celâlettin) mizaha eğilim göstermesine yol açmıştır.

8- Bu dönemde, hikâye ve romanlarımızda teknik gelişmiş, hattâ birtakım yeni denemelere dahi girişilmiştir (Ömer Seyfettin: Efruz Bey; Refik Halit: İstanbul'un İçyüzü).

«Millî Edebiyat» Hikâye ve Roman Yazarlarının Başlıcaları Şunlardır:

1.Ömer Seyfettin
2. Halide Edib Adıvar
3. Yakup Kadri Karaosmanoğlu
4. Refik Halit Karay
5. Ercüment Ekrem Talu
6. Selâhattin Enis (Atabeyoğlu)
7. Osman Cemal Kaygılı
8. Fahri Celâlettin (Göktulga)
9. Reşat Nuri Güntekin 
10. Peyami Safa

Bunların bir bölüğü (1-6) Meşrutiyet devrinde, bir bölüğü de (7-10) Birinci Dünya Savaşı sonlarında ve Mütareke devrinde sanat hayatına atılmış, hepsi de Cumhuriyet devrinde çalışmalarını sürdürmüş ve ünlerinin doruğuna ulaşmışlardır.

Bu Devrin Öbür Hikâye ve Roman Yazarları:

11. Memduh Şevket Esendal
12. Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)
13. Mithat Cemal Kuntay
14. Sermet Muhtar Alus
15. Abdülhak Şinasi Hisar
16. Mahmut Yesari

Bunlar, kendi çağlarında edebiyatın eleştiri, fıkra, makale, oyun, şiir, vb. gibi başka dallarında yazı hayatına atılmış, hikâye ve roman türündeki eserleriniCumhuriyet devrinde vermişlerse de, üslup, dil ve sanat anlayışı bakımından Cumhuriyetten önceki devire bağlı kaldıklarından, o devrin sanat akımı içinde ele alınmışlardır.

Başka Hikâye ve Roman Yazarları:

Yukarda anılanlar dışında, bu dönemde hikâye ve roman alanında eser veren birtakım yazarlar daha yetişmiştir. Üzerlerinde durmayı gerekli görmediğimiz bu yazarların başlıcalan şunlardır: Aka Gündüz, Raif Necdet Kestelli, Müfide Ferit Tek, Selâmi İzzet Sedes, Suat Derviş, vb...

 

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman Türü Özellikleri Temsilcileri

1. Giriş - Roman

 

Cumhuriyet dönemi yazarları hemen hemen 1940'lı yıllarda yetişmeye başladıkları için 1923-1940 arasında daha önceki yıllardan bu yıllara geçen yazarları görüyoruz. Ancak bu yazarlardan kimileri kendi dönemlerindeki sanat anlayışını sürdürdüklerinden, onlara Cumhuriyet dönemi yazarları arasında yer veremiyoruz. Halit Ziya,Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi bu yazarlar arasında adları ilk akla gelenlerdir.Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun romanörneklerini bu yıllarda veren yazarları ise bu dönemin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirebiliriz.

2. Cumhuriyetin İlk Yılları

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yazarlar, genellikle topluma eğilmişler, birtakım gerçekleri aktarmak istemişlerdir. Aralarında, sorunlara çözüm getirmeye çalışanlar ya da eleştirenler olmakla birlikte, gerçekçilik, daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini yansıtmak, sergilemek çizgisinde kalmıştır. Bu yılların üç önemli yazarı Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin'dir. Bu üç yazar, Tanzimat döneminde başlayan köye ve Anadolu'ya yönelmeyi, açılmayı bilinçli olarak geliştirmişlerdir.

Aralarında Anadolu'yu çocukluğundan başlayarak tanıyan Reşat Nuri (1883-1957), en çok Anadolu'nun bilinmezlik içinde oluşundan etkilenmiştir. Çalıkuşu, Kan Davası, Yeşil Gece, Acımak, Kavak Yelleri onun Anadolu'ya ilgili romanlarıdır. Anadolu'nun değişik sorunlarıyla birlikte toplumu ilgilendiren değişik sorunlara da değinen yazar, Kızılcık Dalları, Miskinler Tekkesi ile Son Sığınak'ta bu konuları ele almıştır. Gizli El, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Acımak ise eğitimle birlikte toplumdan aileye yöneldiği zamanlardır. Birçok yazar gibi istibdat yıllarından etkilenen Reşat Nuri, Damga, Harabelerin Çiçeği, Gökyüzü zamanlarında da bu konuya değinmiştir. Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi ile Bir Kadın Düşmanı'nda ise bireysel konular ele alınmıştır. Genelde topluma yönelik bir yazar olan Reşat Nuri, Türkçe'yi özen göstererek kullanmıştır.

Yakup Kadri (1889-1974) ve Halide Edip (1884-1964) Anadolu'yu savaş yıllarında tanımışlardır.

İlk dikkati çeken roman Ziya Gökalp'in etkisiyle yazdığı Yeni Turan olan Halide EdipAteşten Gömlek ve Vurun Kahpeye adlı romanlarıyla Anadolu'ya açılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Anadolu'nun çeşitli sorunlarını yansıtan bu iki romandan sonra, Zeyno'nun Oğlu'yla Doğu Anadolu'ya Diyarbakır'a değin uzanır. Dönen Ayna'da ise Anadolu'yu, köylü ve İstanbul'lu karşılaştırmasını buluruz. Halide Edip'le bütünleşmiş olan Sinekli Bakkal ve Tatarcık da töre romanları olarak dikkati çekerler. Romanlarının baş kişilerini genellikle, güçlü, sırasında erkeklere egemen olan kadınlardan seçen Halide Edip'in değişik konulu romanları; Handan, Seviye Talip, Kalp Ağrısı, Zeyno'nun Oğlu, Yolpalas Cinayeti, Sonsuz Panayır, Dönen Ayna, Hayat Parçaları, Çaresiz, Kerim Usta'nın Oğlu, Son Eseri ve Akile Hanım Sokağı'dır.

Yakup Kadri'nin, Anadolu'ya açılışının ürünü Yaban'dır. Olaylarının, Eskişehir, Kütahya, Simav dolaylarında geçtiği romanda Milli Mücadele yıllarının Anadolu'su verilirken, köyün ve köylünün durumu yansıtılır. Yaban'ı izleyerek Ankara'da da Milli Mücadele yılları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sı verilerek bir kalkınışın öyküsü anlatılır. Yakup Kadri'nin romanlarında genellikle toplumun geçirdiği tarihsel evreleri buluruz. En son yayımlanan roman olmakla birlikte Hep O Şarkı, Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat dönemleriyle Abdülhamit döneminin yirmi yılını vererek, Kiralık Konak romanının temelini oluşturur. Kiralık Konak romanında yazar, Tanzimat döneminden başlayarak, kuşaklar arasındaki çatışmayı veriyor ve çöküşü sergiliyor. İzleyen romanlarda Cumhuriyet dönemine gelindiğini görüyoruz. Bir Sürgün ve Hüküm Gecesi'nde II. Abdülhamit dönemini, Sodom ve Gomore'de İstanbul'un işgal yıllarının, Panaromalar (Panaroma I, Panaroma II)'da Cumhuriyet'in ilanından 1952'ye değin geçen yılların değerlendirilmesi yapılmıştır. Nev Bahar ise tekkelerin yozlaşmasını yansıtır.

Bu yılların anılması gereken öteki yazarları olarak; daha çok aşkı ve kadınları konu alan Yezidin Kızı, 2000 Yılın Sevgilisi, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün .... gibi romanlarıyla tanıman Refik Halit Karay (1888-1965), konularını halkın yaşayışından alan romanlar yazan, Bir Şoförün Gizli Defteri, Yayla Kızı, Dikmen Yıldızı romanlarıyla tanınan Aka Gündüz (1886-1958); psikolojik romanın olgun örneklerini veren, Sözde Kızlar, Fatih-Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Yalnızız romanlarıyla dikkati çeken Peyami Safa (1899-1961); toplum sorunlarıyla uğraşan yazarlar arasında yer alan, Çulluk, Çoban Yıldızı, Ak Saçlı Genç Kız, Su Sinekleri romanlarıyla ün kazanan Mahmut Yesari (1895-1945); kahramancılık duygularını ve ulusal duyguları bir aşk öyküsüyle birlikte işleyerek, okuyucularının duygularını iki yönde etkileyip, özellikle Dağları Bekleyen Kız, Allah'a Ismarladık romanları çok okunan Esat Mahmut Karakurt (1902-1977); toplumsal konuları gülmece yoluyla okuyucularına yansıtan, Meşhedi ile Devr-i Âlem, Beyaz Şemsiyeli, Kundakçı, Şakir Efendi'nin Gelini en çok tanınan romanları olan Ercüment Ekrem Talu (1888-1956) sayılabilir.

Bu yılların kadın yazarları olarak da şairliğiyle ün kazanan Halide Nusret Zorlutuna(1901-1984) Küller, Gül'ün Babası Kim, Büyükanne, Aydınlık Kapı .... gibi romanlarıyla, yine şairliğiyle tanınan Şükufe Nihal (Başar) (1896-1973)'i Renksiz Izdırap, Yakut Kayalar, Çöl Güneşi, Yalnız Dönüyorum ... romanlarıyla; roman yazarı olarak tanınan ve en çok Münevver, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Nedret romanlarıyla tanınan Güzide Sabri (Aygün) (1886-1946) ileAydemir, Pervaneler romanlarıyla Müfide Ferit Tek (1892-1971 ) sayılabilir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gözleme dayanan gerçekliğin, 1930-1940 yılları arasında toplumcu gerçekçiliğe yönelmeye başladığını görüyoruz. Sadri Ertem(1898-1943) ve Sabahattin Ali (1906-1948) toplumcu gerçekçiliği bilinçli bir biçimde savunan, 1950'den sonra yetişen yazarlara öncülük eden yazarlar olarak görünüyorlar.

Sadri Ertem, adını kamuoyuna duyuran ilk romanı Çıkrıklar'da önemli bir konuya değinmiştir. Yazar, romanında bir yandan Avrupa'dan ucuz malların gelişi, öte yandan endüstride başlayan gelişme nedeniyle çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının durmasının yarattığı işsizlik sonucu köyden kente başlayan göçü ele almıştır. Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları'nda ise Tanzimat döneminde kendini gösteren, toplumumuzdaki sarsıntıların başlangıcına inilir.

Sabahattin Ali'nin ilk romanı olan Kuyucaklı Yusuf, kasaba romanı örneği olarak da ilklik taşır. Yazar, romanında bir kasabanın toplumsal yapısını, aşk öyküsüyle süsleyerek verir. Kuyucaklı Yusuf'ı uzleyerek yayımlanan İçimizdeki Şeytan'da II. Dünya Savaşı öncesi İstanbul'da aydınlar arasındaki değişik yönlerde yapılan tartışmaları, Kürk Mantolu Madonna'da da bir aydının çevresi ve ailesiyle olan uyuşmazlığı, bu uyuşmazlığın nedenleri verilir.

Bu yıllarda romanımıza değişik konuların girdiğini görüyoruz. Değişik konuları ele alan yazarlardan biri olan Memduh Şevket Esendal (1883-1952), ilk romanı olan Miras'ta II. Abdülhamit döneminde İstanbul'da yaşayan bir paşa ailesinin yaşamını ele alırken Ayaşlı ile Kiracıları'nda ve tamamlanmamış romanı olan Vassaf Bey'de Cumhuriyet'in ilânından sonra, 1930'lu yılların Ankara'sında yeni bir yaşamın başlayışını yansıtan; Mithat Cemal Kuntay (1885-1956) tek romanı olan Üç İstanbul'da Abdülhamit'in istibdat yönetiminin son yıllarından başlayarak, II. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ile Mütareke yıllarının İstanbul'unu verir.

Bu yılların öteki yazarlarının da genel olarak romanlarında II. Abdülhamit döneminden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllara değin geçen süreyi konu edindikleri görülüyor.

Kıvırcık Paşa, Sülün Bey'in Hatıraları, Pembe Maşlaklı Hanım romanlarıyla Sermet Muhtar Alus (1887-1952); Toprak Kokusu, Despot, Yolgeçen Hanı, Ağlama Duvarı ile Reşat Enis Aygen (1901-1984); Sultan Hamit Düşerken, Kıskanmak ve Eve Düşen Yıldırım'la Nahit Sırrı Örik (1895-1960) bu yılları değişik yönlerden yansıtan yazarlar olarak görünürler. Osman Cemal Kaygılı (1890-1945) ise Çingeneler adlı romanıyla edebiyatımızda ilk kez İstanbul'da sur dışı mahallelerdeki yaşayışı, özellikle çingenelerin yaşayışını vermiştir.

Daha çok aşk romanlarıyla tanınan Kerime Nadir (1917-1984) ile Mükerrem Kamil Su (1900- ) bu yılların kadın yazarları olarak yer alırlar.

3. 1940'lı Yıllar

1940'lı yıllara gelindiğinde, ilk romanların İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımlamaya başlayan yazarlarda toplumsal kaygının ağırlık kazandığı, toplumsal konuların çeşitlendiği dikkati çekiyor.

Konuların çeşitlenmesinde; katılmayıp sıkıntısını çektiğimiz savaş, yeni siyasal dönem, yazarlarını yeni konulara eğilmeye yöneltmiş, özellikle edebiyatımızda "köy edebiyatı" olarak adlanıdırılan ve 1970'e değin genişleyerek süren köy ve köylünün sorunlarına eğilen yazarlarıda bu yıllarda yetişmişlerdir.

İlk romanlarını bu yıllarda yayımlayan topluma yönelik gerçekçi yazarlar olarakCevdet Kudret Solok (1907-1992), 
Kemal Bilbaşar (1910-1983), 
Samim Kocagöz (1916-1993) ve 
Faik Baysal (1918) günümüzden 
Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) ile, Abdülhak Şinasi Hisar (1888-1963) geçmişle olan ilişkileri yönünden değişiklik gösterirler.

Halikarnas Balıkçısı (1886-1973) da Cumhuriyet dönemi romanına ilk kez deniz insanlarıının getirişiyle dikkati çeker.

Cevdet Kudret, Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlarını taşıyan üç romanında, romanın başkişisini eksen olarak, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve izleyen yılların bir pamaromasını çizer.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve hemen bu yılları izleyen Şeyh Sait isyanı sırasında Doğu Anadolu'yu ele alan Cemo (1966) ve Memo (1968) romanlarıyla tanınan Kemal Bilbaşar, Kölelik Dönemeci'nde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki Kaynarca Antlaşması'ndan sonraki yıllara döner. Bedoş, II. Meşrutiyet'in ilanı, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, İstanbul'un işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı'nın kazanılışı yıllarını kapsar. İlk romanı Denizin Çağrısı'nda da yoksul bir öğretmenin yaşamı anlatılır. Değişik toplumsal konuları ele aldığı öteki romanları, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü ve Zühre Ninem'dir.

Samim Kocagöz, daha çok kendi memleketi olan Söke yöresini ele aldığı romanlarıyla dikkati çeker. Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikayesi, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz bu özelliği taşıyan romanlarıdır. Kalpaklılar ve Doludizgin, Kurtuluş Savaşı'nın ponoromasını çizen romanlar olarak dikkati çekerler. İzmir'in İçinde ve Tartışma ise 27 Mayıs 1960'a 12 Mart 1971'e geliş nedenlerini ele alışlarıyla bu konulara değinmede ilklik taşırlar.

Faik Baysal, ilk romanı Sarduvan' da bir köy romanı yazarı gürünümündedir. Onu izleyen Rezil Dünya ve Drina'da Son Gün ise II. Dünya Savaşı yıllarını kapsayan romanlarıdır. Bu romanlarına Ateşi Yakanlar eklenmiştir.

Roman yazma yönteminde değişiklik yapmaya başlayan ilk yazarımız olan Ahmet Hamdi Tanpınar, romanlarında insana ve zamana önem vermiştir. Mahur Beste, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, bireyden hareketle, hemen hemen Tanzimat döneminden başlayarak, Milli Mücadele yıllarını da içine alan romanlardır. Huzur romanı yöntem bakımından bilinç akışının ilk uygulanış özelliğini taşır. Tanpınar için önemli olan geçmişte sahip olduğumuz kültür ve sanat değerleridir.

Abdülhak Şinasi Hisar ise Fahim Bey ve Biz, Çamlıca'daki Eniştemiz, Ali Niyazi Bey'in Alafrangalığı ve Şeyhliği romanlarında, kendisinin de tad alarak yaşadığı, geçmişte kalan yaşayışa duyduğu özlemi dile getirir.

Halikarnas Balıkçısı, ilk romanı Aganta Burina Burinata'da küçük yaşta başlayan deniz tutkusunu dile getirirken, Uluç Ali ve Turgut Reis'te Osmanlı İmparatorluğu'nu denizlerde sınırlarını genişletmek için yaptığı savaşları anlatır.

4. 1950'li Yıllar

1950'li yıllara gelindiğinde İkinci Dünya Savaşı yıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başladıkları görülüyor.


Yaşar Kemal (1922), 
Orhan Kemal (1914-1970),
Fakir Baykurt (1929), 
Talip Apaydın (1926), 
Kemal Tahir (1910-1973) bu konuların önde gelen yazarları olarak yer alırlar.

1950-1960 yılları olarak, 
İlhan Tanus
 (1907), 
Necati Cumalı (1921), 
Tarık Dursun K. (1931), 
Oktay Akbal (1923), 
Tarık Buğra (1918-1996), 
Aziz Nesin (1915-1996), 
Attila İlhan (1925) ve 
Cengiz Dağcı (1920) sayılabilirler.

Köy çıkışlı yazarlar arasında adı ilk akla gelen Yaşar Kemal, ilk romanı Teneke ile Çukurova'yı yazmaya başlamış onu, alışılmış eşkiya tipini değiştiren İnce Memed I, II, III, IV izlemiştir. Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu (Dağın Öte Yüzü I, II, III), Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf (Akçasazın Ağaları I, II), Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanun Sesi (Kimsecik I, II, III), Yılanı Öldürseler, Höyükteki Nar Ağacı; Çukurova ile çevresini doğası, yaşam koşulları ve insanıyla anlattığı romanlarıdır. Yazar bu romanlarında özellikle yöre dilini kullanmaya özen göstermiştir. Binboğalar Efsanesi ve Ağrıdağı Efsanesi'yle destansı roman örnekleri veren Yaşar Kemal, Çakırcalı Efe'de Batı Anadolu'ya yönelmiştir. Gözlemlerine dayanarak Çukurova'yı yazarken bir yandan da 1951'de İstanbul'da içine girdiği yeni çevreyi, bu çevrede yaşayan insanları, sorunlarını gözlemlemeyi sürdürmüş, bu gözlemlerin sonucu olarak, İstanbul ve çevresini yansıtan Deniz Küstü, Al Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar Da Gitti romanları ortaya çıkmıştır. Son romanı Fırat Suyu Kan Akıyor Bir Baksana (Bir Ada Hikayesi I) ile yeni bir çizgide görünüyor.

Yine Adana yöresinden olan Orhan Kemal de romanlarında yaşadığı yöreyi yansıtmıştır. Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile ve Dünya Evi romanlarını büyük ölçüde yazarın yaşamından çizgilerle oluşmuştur. Daha çok geçim sıkıntısı çeken insanların yaşayışına eğilen yazarın Gurbet Kuşları, Bereketli Toprakları Üzerinde, Kanlı Topraklar Murtaza, bu konuyu ele aldığı romanlarıdır. Eskici ve Oğulları, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği'nde ise yoksulluğun aile yaşayışını etkileyişi ele alınmıştır. Romanlarında konu çeşitliliği görülen yazar; Bir Filiz Vardı, Küçücük, Yalancı Dünya, Sokaklardan Bir Kız'da genç kızların değişik nedenlerle içine düştükleri kötü durumları ele almıştır. Romanımıza yeni bir konu olarak giren cezaevinin Orhan Kemal'in Suçlu ve 72. Koğuş romanlarında ele alındığını görüyoruz. Müfettişler Müfettişi ve Üç Kağıtçı'da da yönetimin, siyasal ortamın eleştirisini buluyoruz.

Köy enstitüsü çıkışlı iki yazarımız Talip Apaydın ile Fakir Baykurt da kendi yörelerini yazan roman yazarlarımız olarak görünüyorlar.

Talip Apaydın'ın romanlarını Polatlı, Eskişehir, Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerinde geçer. Sarı Traktör romanıyla tanınan yazar bu romanında köylerde başlayan traktör tutkusunu ele almıştır. Tarla sulama sorununa değindiği Yarbükü, topkak sorununu yansıttığı Ortakçılar (Ortakçının Oğlu), köylünün para bulmak içien kapıldığı boş inançlara yer verdiği Define, Emmioğlu, tütünle uğraşanların yorgunluklarını yansıtan Tütün Yorgunu, köyden kente göçü işlediği Kente İndi İdris, bir çobanın sıkıntılı yaşayışını veren Yoz Davar, köye ve köylüye yönelik değişik sorunları veren romanlarıdır. Vatan Dediler, Toz Duman İçinde ise Kurtuluş Savaşı'na yönelik konularıyla değişiklik gösterirler.

Doğduğu yer olan Burdur yöresini romanlarının bir bölümünde yansıtan Fakir Baykurt Yılanların Öcü romanıyla ün kazanmıştır. Köylü muhtar ilişkisini ele aldığı Yılanların Öcü'nü izleyen Irazca'nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı bir Irazca üçlemesi oluştururlar. Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Tırpan ise Ankara yöresinde geçen romanlarıdır. Bu üç romanı arasında Tırpan, konusu bakımından dikkati çeken bu romanda istemediği zengin bir köy ağasıyla zorla evlendirilen genç kız, alışılagelindi-ği gibi kendisini aşmaz. Tırpanla, evlendiği erkeği öldürür. Köygöçüren'de köylünün yoksulluğu, köylü kentli karşılaştırılması yapılırken, Onuncu Köy' de köylüyü kalkındırma ele alınır. Yüksek Fırınlar ve Koca Ren ise yazarın Almanya'da yazdığı romanları.

Kemal Tahir'in köye yönelik romanları, cezaevinde yattığı Çankırı ve Çorum yöresinde geçer. İlk iki romanı Sağırdere ile Körduman, bir köydelikanlısının iş bulmak amacıyla kente gelişini ve oradaki yaşantısını anlatan romanlar olarak birbirlerini tamamlarlar. Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Büyük Mal adlı romanlar değişik dönemlerde ağalık kurumunu ele aldığı, ağalığın gelişmesini sergilediği romanlarıdır. Ağa-işçi ilişkisinin ele alındığı a ğalığın değişik bir biçimde verildiği romanı da Kelleci Mehmet'tir. Kemal Tahir'in öteki iki romanı Bazkırdaki Çekirdek'le Rahmet Yolları Kesti'dir. Orhan Kemal'den sonra cezaevini Kemal Tahir'in üç romanında görüyoruz. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu üç romanı; Namusçular, Dam Ağası ve Kadınlar Koğuşu'dur. Romanlarının bir bölümünde tarihe yönelen yazarın, ilk romanı Devlet Ana'dır. XIII. yüzyıl Anadolu'sunu ele aldığı bu romanı izleyen Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı, Hür Şehrin İnsanları tarihsel olaylar bakımından birbirlerini izlerler. Bu romanlarda XVI. yüzyıldan başlayarak, Cumhuriyet döneminin otuzlu yıllarına gelinir. Son romanı Bir mülkiyet Kalesi'nde de kendi yetişme koşullarını ve babasının çevresinde oluşan aile yaşamını verir.

Sunullah Arısoy, Karapülçek adlı tek romanıyla köy romanı yazarlarının arasına katılmıştır. Romanında köyde eğitim ve öğretim sorununa değinir.

Bize altı roman bırakan İlhan Tarus'un Var Olmak, Hükümet Meydanı, Vatan Tutkusu adlı romanları hazırlık döneminden başlayarak Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcını konu alırlar. Yeşilkaya Savcısı ile Duru Göl değişik konulu iki romanıdır. Yeşilkaya Savcısı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında genç bir savcının yöresi sırasında karşılaştığı güçlükleri yansıtırken, Duru Göl'de Demokrat Parti yönetimindeki yıllarda karşılaşılan olumsuzluklar üzerinde durulur.

Orhan Hançerlioğlu Anadolu'yla birlikte, kent insanının sorunlarına da eğilen bir yazar olarak görünür. İlk iki romanı olan Karanlık Dünya ile Ekilmemiş Topraklar Anadolu'nun sorunlarıyla ilgili romanlarıdır. Kent insanının sorunlarını ele aldığı, İstanbul'da geçen romanlarından ilke Büyük Balıklar'dır. Onu izleyerek Oyun, Kutu Kutu İçinde, Yedinci Gün İstanbul'u eksen alarak kent insanının değişik sorunlarına değindiği romanlarıdır.

Bu yıllarda kasaba romanının başarılı örneklerini veren bir yazarımız da Necati Cumalı'dır. Romanlarının korularını kendi yerleşim yeri olan Urla çevresinden almıştır. Bir üçlü oluşturan Tütün Zamanı, Acı Tütün, Yağmurlar ve Topraklar'ın ikinci baskısı Zeliş adıyla yapılmıştır. Bu üç romanında tütün ekicilerinin ve tütün işçilerinin sıkıntılarını yaşam koşullarını, iki gencin binrbirlerine duydukları güçlü sevgiyle renklendirerek verir. Aşk Da Gezer'de ise kasabadan kente dönerek,tiyatro çevresinin sonlarının yaşantılarını, aşklarını, tutkularını yansıtır. Son romanı Viran Dağlar'dır.

Daha değişik konulara değinen yazarlardan, Tarık Dursun K. ilk romanı olan Ali Rıza Bey Aile Evi'nden başlayarak İnsan Kurdu, Sabah Olunca, Denizin Kanı, Alçaktan Uçan Güvercin'de emekçilerin yaşayışları ve geçim sıkıntıları üzerinde durmuştur. Kopuk Takımı'yla, Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü'nde Almanya'ya başlayan göçü ele almıştır. Daha sonra yazdığı Bağışla Onları ve Ağaçlar Gibi Ayakta ise tiyatro sanatçılarının yaşayışlarına yönelik romanlardır. Toplumsal konulu romanlarına Kurşun Ata Ata'yı eklemek gerekir.

Bu yazarlar arasında bireye ve tarihe yönelen bir yazar olarak Tarık Buğra'yı görüyoruz. Yazar ilk romanı Siyah Kehribar'da aydın ve sanatçı insanın, yaşamda umduğunu bulamamak yüzünden içine düştüğü çıkmazı ve başkaldırışını verir. Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara'da romanlarıyla da Kurtuluş Savaşı'nı yazan yazarlar arasına katılır. Bu iki romanı tamamlayan Firavun İmanı Sakarya Savaşı'ndan yararlanan çıkarcılarla yiğitlik gösterenlerin ele alındığı romanıdır. Osmancık'ta ise Osmanlı devletinin kuruluşuna döner. Gençliğim Eyvah ve İbiş'in Rüyası daha değişik konulu romanlarıdır. İbiş'in Rüyası'nda ünlü tiyatro sanatçımız Naşit'in yaşamından bir kesit buluyoruz.

Tarık Buğra gibi, bireye yönelen bir roman yazar da Oktay Akbal'dır. Garipler Sokağı, Suçumuz İnsan Olmak ve İnsan Bir Ormandır, Düş Ekmeği adlarını taşıyan dört romanı olan Akbal ilk romanında İkinci dünya Savaşı yıllarında Fatih semtinde orta halli insanların yaşadığı bir sokağı, orada yaşayanlarla birlikte anlatır. Suçumuz İnsan Olmak'la, İnsan Bir Orman'dır da ise değişik biçimde evlilik konusuna değinmiştir.

Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez adlı romanlarıyla 1950-1960 yılları romanı yazarları arasına katılan Attila İlhan, bu romanlarında kent isnanının yaşayışına, soranlarına eğilmiştir. Bu iki romanını izleyerek yayımlanan Kurtlar Sofrası, yazıldığı 1954-1961 yılları arasındaki çalkantıları, ülkeyi 1960'a götüren olayları kapsar. Aynanın İçindekiler dizisini oluşturan Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Der Saadet ve Sabah Ezanları'nda ise Balkan Savaşı, Birinci Dünya sAvaşı ve Kurtuluş Savaşı'na değin geriye döner. Gerek kurgusu gerekse konusu ile en değişik romanı, cinselliği değişik bir biçimde ele aldığı Fena Halde Leman'dır.

1950-1960 yılları arasında Aziz Nesin bir gülmece ustası olarak ayrı yer alır. Gülmeceye yönelişi daha çok geçim koşullarına bağlayan Nesrin, romanlarında değişik konulara değinmiştir. Beğendiği konulardan biri, Kadın Olan Erkeğin Hatıraları ve Erkek Sabahat romanlarında işledği kadın-erkek ilişkileridir. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Tek Yol, Surname, Saçkıran cezaevini anlattığı romanlarıdır. Daha değişik konulu zamanlar olarak, çocuk eğitiminin ve kimi değer yargılarının eleştirildiği, Şimdiki Çocuklar Harika; insanların birbirlerini aldatmalarının, daha verilerin sürüp gideceğini ele aldığı Zübük, sosyete olarak geçinenlerin iç yüzünü verdiği Tatlı Betüş, futbolun kitleleri nasıl kendine bağladığını verdiği Gol Kralı'nı görüyoruz.

Bu yılların yazarları arasında Cengiz Dağcı Türkiye dışındaki Türklerle ilgili romanlarıyla tanınmıştır. Romanlarında kendisinin de katıldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında Kırım Türklerinin çektikleri sıkıntıyı, onlara yapılan eziyetleri dile getiren yazar, genelde özyaşam öyküsel romanlar yazmıştır. Birbirini tamamlayan iki romanı olan Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam'la tanınan Dağcı, bu romanlarını izleyerek Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, O Topraklar Bizimdi, Kolkoz'da Hayat, Dönüş, Genç Timuçin, Badem Dalında Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak, Anneme Mektuplar romanlarını yazmıştır.

Bu yılların yazarları arasında, Yabancılar'la bir kasaba romanı örneği veren, Kaçaklar'da kent yaşayışında yeni kuşağı ele alan Kemal Bekir'i sayabiliriz. 1997'de yayınladığı Kanlı Düğün'le yeniden kasabaya dönmüştür.

5. 1960'lı Yıllar

1960'lı yıllara değin toplumcu genç, gerçekliğin gittikçe ağır bastığı romanımızda, bu yıllardan sonra ele alınan konulardaki çeşitlenmeyle birlikte, roman yazma yönteminde de bir değişme, gelişme göze çarpar. 1960'tan başlayarak geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçları, yazarların üzerinde durup ele aldığı konular olarak görülür.

1960-1970 yılları arasında dikkati çeken yazarlar olarak,
Hasan İzzettin Dinamo (1909-...... ), 
Mehmet Seyda (1919-1976), 
Rıfat Ilgaz (1911-1982), 
Yusuf Atılgan (1921-1989), 
Yaman Koray (1934),
Nezihe Meriç (1925),
Emine Işınsu (1938),
Peride Celal (1915)'i sayabiliriz.

Hasan İzzettin Dinamo, sekiz ciltlik Kutsal İsyan'la tanınmıştır. Birinci Dünya Savaşa'ndan başlayarak Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bu romanı, yedi ciltlik Kutsal Barış tamamlar. Bu romanda da düşmanın İzmir'de denize dökülmesinden başlayarak Atatürk'ün ölümüne değin geçen dönemi buluruz. Türk Kelebeği ile Savaş ve Açlar, savaş yıllarını daha değişik yönden ele alan iki romanıdır. Türk Kelebeği savaşı, esir düşenler yönünden ele alırken, Savaş ve Açlar, Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde, zenginlerin daha zengin olup yoksulları sömürüşünü ele almıştır. Savaş ve Açlar'ı izleyerek yayınlanan Öksüz Musa, Açlık, Musa'nın Mapusanesi, Koyun Baba, Musa'nın Gece Kondusu, yazarın babasını ve ağabeyi'ni yitirdikten sonra yaşamının evrelerini veren romanlardır. Romanlarda yazarın yaşamıyla birlikte toplumun geçirdiği evreleri de buluruz.

Mehmet Seyda'nın bir üçlü oluşturan Bir Gün Büyüyeceksin, Yaş Ağaç ve Cinsel Oyun adlı romanları bir aile romanı niteliği taşır. Bu romanlarda içinde Aile ve Yakın çevredeki çekişmelerin çocuğun yetişmesini etkileyişi ele alınmıştır. Yine aile romanı niteliği taşıyan bir romanı da Ne Ekersen'dir. Yanar Taş'la, İhtiyar Gençlik daha değişik konuda görünürler. Yanar Taş, askerliğini yaptığı Zonguldak ve dolaylarındaki izlenimlerine dayanırken, 1932-1933 yıllarını kapsayan İhtiyar Gençlik, ideolojik akımların etkisini konu alır.

Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlarını taşıyan iki romanıyla bu yılların yazarları arasında yer alan Yusuf Atılgan'ın iki romanı da toplumsal eleştiriye dayanır. Aylak Adam'da Büyük kent aydınının tedirginliği, Anayurt Otelin'de de bir kasaba otelinde katiplik yapan ve yaşamındaki tekdüzelikten bunalan gencin yaşayışı yer alır.

Yaman Koray'ı, Halikarnas Balıkçısı'nın başlattığı, konusunu denizden, deniz insanlarından alan roman yazma eğilimini sürdüren bir yazar olarak görüyoruz. Denizi, doğa güzellikleriyle sevdiren, denizle iç içe olan balıkçılar, deniz kıyısında yaşayan köylülerin yaşamlarını veren yazar, Deniz Ağacı, Gelin Taşı, Mola adlı romanlarında Erdek ve Kapıdağ yöresini vermiştir. Büyük Orfoz'da ise Marmaris'e geçmiş, bireye yönelmiştir. Sığırcıklar ve Badanalı Yüzler'de karaya dönen Yaman Koray, Sığırcıklar'da yine Erdek'te ve Zeytin bahçelerinde çalışan işleri günlük yaşayışlarını, çalışma koşullarını verir. Badanalı Yüzler, haftanın belli olmayan dört gününde, değişik kişiler arasındaki olaylar, konuşmalarla düzenlenmiş bir romandır.

Bu yıllarda gülmece yazarı olarak tanınan Rıfat Ilgaz, ilk üç yapıtı Hababam Sınıfı, Bizim Koğuş (Pijamalılar), Meşrutiyet Kıraathanesi adlı romanlarına kendi yaşadığı çevreyi ve olayları konu olarak almıştır. Gülmece romanlarından sonra yazdığı Karadenizin Kıyıcığında, Halime Kaptan, Karartma Geceleri, Sarı Yazma ve Yıldız Karayel yine kendi yaşayışından izler taşıyan toplumcu-gerçekçi romanlarıdır. Toplumcu gerçekçi romanlarına Apartman Çocukları'nı ekleyebiliriz.

Kadın yazarlardan Emine Işınsu, Küçük Dünya adlı romanıyla adını duyurmuş, Azap Toprakları, Tutsak, Çiçekler Büyür adlı romanlarıyla dış Türklere yönelmiştir. Azap Toprakları'nda Batı Trakya'da yaşayan Türklerin, Tutsaklar'da Kerkük Türklerinin, Çiçekler Büyür'de de Deliorman-Rodop Türkleri'nin çektikleri sıkıntılar dile getirilir. Sancı ve Canbaz romanlarıyla Türkiye'ye dönen yazar, Sancı'da 1970 yıllarındaki öğrenci olaylarını, Cambaz'da toplumsal ve ekonomik değişimler geçiren Türkiye'nin sorunlarla dolu bir dönemini kendi siyasal görüşleri açısından değerlendirir.

Nezihe Meriç, Korsan Çıkmazı ile bu yılların yazarları arasında yer almıştır. Romanda, 1970'li yıllarda daha yoğunlaşan, kadının ekonomik ve cinsel yönden erkeklerin baskısından kurtulma sorununa değinmiştir. Uzun bir aradan sonra yazdığı ikinci romanı Alagün Çocukları adını taşır.

Romanlarında daha çok burjuvaziyi eleştiren Peride Celal, "yazı hayatında ikinci başlangıç" dediği roman yazarlığına Üç Kadının Romanı ile başlamıştır. Gecenin Ucundaki Işık, Güz Şarkısı adlı romanlarıyla 1960-70 yılları yazarları arasında tanınmış, Evli Bir Kadının Günlüğünden, Üç Yirmidört Saat, Kurtlar adlı romanlarıyla 1990'lı yıllara gelmiştir. Son romanı Bir Hanımefendi'nin Ölümü'dür (1995).

6. 1970'li Yıllar

1970-1980 yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülüyor. Yazan sayısındaki artışla birlikte, romanlarda ele alınan konularda çeşitlenme, yazanların toplum sorunlarına eğilişteki artış göze çarpıyor. Bir yandan köy ve köylü sorunları sürerken, bir yandan da yazarların sıkıntısını çektikleri 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alınıyor. Belgelere dayanarak yazılan tarihsel romanlarla birlikte Almanya'ya göçün değişik bir yanıyla girdiği romanlar görülüyor. Türkiye'den Almanya'ya getirilen çocukların dil sorunları, anne babalarının iş yaşamlarında karşılaştıkları sorunları, sıla özlemi, Alman topluluğuna uyum sağlamada çekilen sıkıntılar yazarların üzerinde durdukları konular oluyor.

Bu yılların dikkat çeken yazarları olarak;
Abbas Sayar (1923-1986), 
Erol Toy (1936), 
Bekir Yıldız (1933-1998), 
Muzaffer İzgü (1933), 
Oğuz Atay (1934-1977), 
Ümit Kaftancıoğlu (1935-1980), 
Selim İleri (1949), 
Melih Cevdet Anday (1915),
Erdal Öz (1935),
Demir Özlü (1935), 
Çetin Altan (1926), 
Oktay Rıfat (1914-1988), 
Vedat Türkali (1919), 
Ferit Edgü (1936), 
Necati Tosuner (1944) ve kadın yazarlarımızdan 
Adalet Ağaoğlu (1929),
Sevgi Soysal (1936-1976), 
Güney Dal (1944), 
Pınar Kür (1943)'ü sayabiliriz.

Abbas Sayar, 1970-1980 yılları yazarlarının sanatı toplumdan soyutlamayanlar arasında yer alır. İlk romanı Yılkı Atı'nda, yılkılığa bırakılmış bir atın öyküsünü anlatan Abbas Sayar, Çelo ve Can Şenliği'nde değişik açılardan köy yaşayışını, Dik Bayır'da da köy yaşayışıyla birlikte, köyden kente ve Almanya'ya göçü ele alır. Yine toplumsal konulu bir başka romanı da Tarlabaşı Salkım Saçak'tır.

Erol Toy bu yılların belgelere dayalı olarak tarihe yönelen yazarı özelliğini taşır. İlk romanı iki ciltlik Toprak Acıkınca, Kurtuluş Savaşı'nı Batı Anadolu'da verilen mücadeleyle yansıtırken, topraksız köylünün geçim sıkıntılarına değinir. İkinci romanı, yine iki ciltlik Azap Ortakları, Timur-Yıldırım çatışmasından sonra beyliklerin içine düştüğü bunalımı yansıtır. Belgesel konulu romanlarına Kuzgunlar Ve Leşler, Zor oyunu ile Yitik Ülkü'yü ekleyebiliriz. Kuzgunlar ve Leşler, beylikleri, Türkmenlerin yaşayışlarını, törelerini, beyliklerin sarayla olan ilişkilerini; Zoroyunu 1938'de Atatürk'ün ölümünden başlayarak 1977 seçimlerine değin geçirilen evreyi, Yitik Ülkü'de Mustafa Reşit Paşa'nın Paris'e gidişinden, Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçişine kadar ki dönemi yansıtır.

Tarihsel konulu romanlarının dışında kalanlardan Gözbağı 1928'den başlayarak 1970'e değin Türkiye'deki işçi hareketlerini, İmparator, Türkiye'de egemen sınıfın gelişimini; Kördüğün, 1960'tan sonra yaşanan toplumsal, siyasal bunalımı, Acı Para, Ege Bölgesinde bir kasaba yaşantısını verir. Son Seçim ve Doruktaki Öfke ise Toprak Acıkınca'dan sonra köylünün değişik sosyal yapısını ele aldığı romanlarıdır.

Tutunamayanlar adlı romanıyla roman yazarlığında bir atılım yapan Oğuz Atay, bu romanıyla değişik bir psikolojik roman örneği vermiştir. Genelde küçük burjuvanın düşünce biçimi ve davranışlarının eleştirildiği roman yer yer ironik bir anlatımla sürdürülür. Romanda, başkişinin niçin tutunamayanlardan biri olduğunu ve kendini öldürdüğünü öğreniyoruz. Aynı çizgide olan ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar'dan sonra yayınladığı Bir Bilim Adamının Romanı ise Prof.Mustafa İnan'ın yaşam öyküsünü anlatan başarılı bir yaşam öyküsü romanı örneğidir.

Ümit Kaftancıoğlu'nun toplumsal konulu iki romanı vardır. Yelatan ve Tüfekliler. Yelatan'da değişik sorunlarıyla köylünün yaşamını dile getirirken, Tüfekliler'de devletin eğitim ve öğretime, öğretmenlere karşı ilgisizliğine değinmiştir.

Türkler Almanya'da ve Halkalı Köle romanlarıyla bu yılların yazarları arasına katılan Bekir Yıldız, ilk romanında Almanya'da geçirdiği dört yıldaki gözlemlerine dayanarak, orada çalışan işçilerin sorunlarını, Alman'lardaki yabancı düşmanlığını gözler önüne serer. Halkalı Köle'de ise evlilik kurumunun eleştirilecek yanlarını ortaya koyar, Bu romanlarına seksenli yıllarda Aile Savaşları, Kerbela ve Darbe eklenmiştir.

Her Gece Bodrum romanıyla kendini tanıtan Selim İleri, bu romanıyla bir anlık roman örneği vermiş ve bilinç akışını kullanmıştır. Kişisel güncelerine dayanarak yazdığı bu romanını izleyerek Ölüm İlişkileri ve Cehennen Kraliçesi yayınlanır. Kişilerin ön planda olduğu bu romanlardan sonra yayınladığı Bir Akşamın Alacası'nın "siyasi bir söylev" olduğunu belirleyen yazar, Mavi Kanatlarınla Benim Olsaydın ve Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba, İki El Rovelver adlı romanlarıyla günümüze gelmiştir.

Melih Cevdet, Erdal Öz, Çetin Altan, Oktay Rifat 12 Mart öncesi ve sonrası olaylara değinen yazarlar olarak dikkati çekerler.

Melih Cevdet, II.Abdülhamit döneminden kalma bir ailedeki maddi ve manevi çöküşü veren ilk romanı Aylaklar'dan sonra yazdığı Gizli Emir'de 12 Mart öncesi yaşanan tedirginliği, yazarları, şairler, sanatçılar, ressamlar çevresinde geliştirmiştir. İlgi uyandıran bu romanlarına İsa'nın Güncesi ve Raziye eklenmiştir.
Çetin Altan, Büyük Gözaltı ve Bir Avuç Gökyüzü romanlarında 12 Mart sonrasındaki tutuklamalar üzerinde durur. Toplumsal eleştirilere yöneldiği öteki romanları, Küçük Bahçe ve Viski'dir.

Oktay Rifat, Bir Kadının Penceresi romanında kadın açısından cinsellik sorununu ele alırken, dolaylı olarak 12 Mart'a değinmiştir. Bu romanı izleyen Danaburnu ile Boğaziçinde Bir Kral Lear'de de cinsellik sorunlarına değinen bir yazar olarak görünür.

Erdal Öz, özellikle Yaralısın'da yaşadığı olayların bir yansımasını verir. Romanda yalnızca okuduğu kitaplar yüzünden tutuklanan bir gencin tutukluluk günleri ve cezaevinin durumu sergilenir. İki önemli romanı da Gülünün Solduğu Akşam ve Odalarda'dır.

Vedat Türkali ise Bir Gün Tek Başına adlı romanında 27 Mayıs 1960'tan önce devrimi hazırlayan olaylar ve toplumdaki çalkantıları vermiştir. Mavi Karanlık, Yeşilçam Dedikleri, Türkiye romanlarıyla da değişik toplumsal konulara değinen bir yazarımızdır.

Ferit Edgü, sonradan Hakkari'de Bir Mevsim adıyla birleştirilen Kimse ve O romanlarında bu yıllarda yeniden köy konusuna dönen bir yazar olarak görünür. Romanlarda, Hakkari'nin bir dağ köyü olan Pinkemis'te tek başına köylülerle bir arada kalan öğretmenden hareket ederek; köy gerçeklerini sergilediği gibi, aydın-köylü ilişkisinde iletişim sağlanabileceğini ortaya koymuştur.

Bu yıllarda Almanya'ya göçü değişik yönleriyle konu edinen yazarlar arasında yer alan Güney Dal, İş Sürgünleri, E 5 romanlarıyla adını duyurmuş, daha sonra Memeleri Büyüyen İşçi, Buzul Döneminden Haberler adlı romanlarını yayınlamıştır. Almanya'ya göçe Fethi Savaşçı, Almanlar Bizi Sevmedi; Necati Tosuner, Sancı Sancı; Özdemir Başargan, Gurbet Sonra romanlarıyla katıldılar.
Bu yılların gülmece yazarı ise Muzaffer İzgü'dür. Daha çok öyküye yönelen yazarın, gözlemlerine dayanarak yazdığı üç romanı vardır. Gecekondu, İlyas Efendi ve Halo Dayı. İlk romanı olan Gecekondu'da, Güney Anadolu kentlerinden birinde gecekondu halkının yoksul yaşantısını verir. İlyas Efendi, bir nüfus memurunun para-sızlık yüzünden çektiği sıkıntıyı yansıtır. Halo Dayı da köyden kente göçü konu alan bir romanıdır. Gülmecenin işlevinin güldürmek değil, olaya parmak basmak olduğu görüşünü romanlarına yansıtmıştır.

Kadın yazarlarımız olarak da Sevgi Soysal, Adalet Ağaoğlu ve Pınar Kür dikkati çekerler.

Sevgi Soysal, Yürümek, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, Şafak adlı üç romanıyla anılmak-tadır. Yürümek, bir kadınla bir erkekten hareket edilerek kadınlık sorunlarının ele alındığı bir romandır. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nde 27 Mayıs 1960'a yakın bir tarihte Yenişehir'de öğle vakti bir kavağın devrilişini anlatılırken bir dönem Türkiye'sinin panaroması çizilir. Şafak ise 12 Mart olayını ve 12 Mart'a götüren olayları süzgeçten geçiren bir romandır. Tamamlayamadığı son roması Hoş Geldin Ölüm'dür.

Romanlarında bir şeyden hareket ederek tarihsel ve toplumsal koşullar içinde genele geçen Adalet Ağaoğlu, bilinç akışı yönteminin olgun örneklerini vermiştir. Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Yaz Sonu ve Hayır adlı romanları 1930'lu yıllardan günümüze gelerek, aydın kişilerin sorunlarını ve bunalımlarını veren romanlardır. Fikrimin İnce Gülü ise, işçilerin sorunlarını, Almanya'ya göçü ele aldığı romanıdır. Son romanı, kendisinin "oda romanı" olarak adlandırdığı Ruh Üşümesi. Bu roman kendisinin de belirttiği gibi, erotizmin Türkçe'yle estetik bir biçimde anla tılması denemesidir.

Ağırlığı kadın sorunlarına veren Pınar Kür, Küçük Oyuncu, Asılacak Kadın, Yarın Yarın, Bir Cinayet Romanı, Bitmeyen Aşk romanlarıyla yankı uyandırmıştır. Romanlarında değişik yönden kadınların karşılaştıkları sorunları ele alırken, aşkı da değişik biçimde verişiyle dikkati çeker.

1970-80 yılları arasındaki yazarlara, romanlarında köy konusunu sürdüren Ömer Polat, Sara Göl, Mahmudo İle Hazel, Dilan; Yusuf Ziya Bahadırlı, Güllüceli Kazım, Güllüce'yi Sel Aldı, Gemileri Yakmak, Gecenin Karanlığında, Açılan Kapılar, Titanikte Dans romanlarıyla katılırlar.

Değişik toplumsal konulara değinen yazarlar arasında; İdamlıklar, Ter Adamları, Linç, Patrona, Dimitrof Geçiyor romanlarıyla Kerim Korcan'ı; Asya, Yağmur Sıcağı, Cadı Fırtınası romanlarıyla Demirtaş Ceyhun'u; Bir Uzun Sonbahar, Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları, Bir Yaz Mevsimi Romansı, Tatlı Bir Eylül romanlarıylaDemir Özlü'yü; Gurbet Yavrum, Alnında Mavi Kuşlar, Genç Kız ve Ölüm, Mavi Maske romanlarıyla Aysel Özakın'ı; 47 liler, Berlin'in Nar Çiçeği romanlarıyla Füruzan'ı; Ankara'da Ölüm, Aziz Sofi, Fetva Yokuşu, Savaş Günlüğü, Siyah Perdeli Evler romanlarıyla Durali Yılmaz'ı; Eşiktekiler, Aşamalar, Sendika, Garip Bir Dava, Bir Feministin Doğuya Yakın Portresi, Ad Semud Medyen, Yol romanlarıyla Afet Ilgaz'ı; Öfke, Umut Zamanı, Acının Askerleri, Kalanlar ve Gidenler, Ve O Güzel Kadının Çocukları, Baraka, Ateş Uykusu romanlarıyla Burhan Gürel'i sayabiliriz.

7. 1980'li Yıllar

1980-90 yılları arasında, en çok dikkati çeken adlar olarak 
Orhan Pamuk
 (1952), 
Ahmet Altan (1950), 
Mehmet Eroğlu (1948), 
Ahmet Yurdakul (1954), 
Latife Tekin ve 
Ayla Kutlu (1938) görünüyorlar.

Cevdet Bey ve Oğulları romanıyla 80'li yılların başında adını duyuran Orhan Pamuk, bu romanında bir aileden hareket ederek, 1900'lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye'nin toplumsal yaşamından kesitler verir. Bu romanını izleyerek yayımlanan Sessiz Ev'le, Beyaz Kale birbirinin devamı iki roman niteliği taşırlar. Sessiz Ev, teknik yönden de değişiklik gösteren bir romandır. Romanda, değişik karakterde üç kardeşin babaannelerinin evinde geçirdikleri bir haftada yaşanan olaylar anlatılırken, kişilerden hareket edilerek Tanzimat dönemine değin geri dönülmüş-tür. Beyaz Kale, üç kardeşten biri olan tarih araştırmacısı Faruk Danvenoğlu'nun bir arşivde bulduğu XVII. yüzyılla ilgili yazmanın metninden ortaya çıkmıştır. Değişik bir yöntemle yazılan Kara Kitap'ın konusu daha değişiktir. Romanda eşini yitiren bir erkeğin, onu bulmak için gösterdiği çabayı izlerken, yazarın kültür birikimini yansı-tan geniş ansiklopedik bilgi buluyor, insanın kişiliğini oluşturamayış nedenlerinin irdelenişini görüyoruz. Yeni Hayat romanında da okuduğu bir kitaptan çarpıcı biçimde etkilenecek, kitapta umut veren yaşamı bulmak için sürekli otobüs yolculuğu yapan roman kişisinin bakış açısıyla toplumdaki hızlı değişme veriliyor.

Dört Mevsim Sonbahar'la dikkatleri çeken Ahmet Altan, özyaşamöyküsü romanı özelliği taşıyan yapıtında, bir roman yazarının gösterdiği çabayı, çektiği sıkıntıyı, içine düştüğü umarsızlıkları gösterirken, yakın çevresinden oluşturduğu roman kişilikleri arasındaki ilişkileri ve 12 Eylül 1980 öncesi olaylarından kesitler verir. romana çekicilik veren, anlık olayların çokluğu ve ironidir. Yine 12 Eylül öncesi ideolojik olayların verildiği Sudaki İz'de de ironi sürerken inancın insan üzerindeki etkisinin boyutları sergilenir. Roman okurken birbirini izleyen, ancak aralarında ilgi yokmuş gibi görünen olaylar sonuçta bir bütünlük oluşturur. Yalnızlığın Özel Tarihi, mutsuz insanların mutluluğu arayışını veren bir roman olarak görünüyor. Büyük bir zevksizlik yaşayan roman kişilerinden biriyle İttihat ve Terakki'ye kadar inen yazar, insanların yaşamındaki acıları, yıkılışları veriyor. Son roman Kılıç Yarası Gibi'de zaman bakımından daha geriye, yirminci yüzyıl başlarında Osmanlı dönemine değin iniyor. Şeyh Yusuf efendi'nin düğünü ve Ermenilerin Osmanlı Banka-sı'nı basmalarıyla başlayan romanda, Şeyh Yusuf Efendi ailesiyle Reşit Paşa ailesi arasındaki ilişkilerle bir dönem yansıtılıyor.

Romanlarında, özellikle yetmişli yılların gençliğini sorgulayan tutumuyla dikkatleri çeken Mehmet Eroğlu ilk romanı Issızlığın Ortasında'da 12 Mart 1971 öncesi ortaya çıkan eylemci genç tipi üzerinde dururken, yetmişkuşağını başarısızlığa sürükleyen nedenleri veriyor. Romandaki kişilerin yaşamlarını sürdürmeleri bakımından Issızlığın Ortasında'nın devamı olan Geç Kalmış Ölü'de insanların alın yazılarına egemen olmak için gösterdikleri çabayı, insanı tanımlaştırma eğilimi üzerinde duruyor. Aynı temayı, insan ilişkileri açısından ele aldığı üçüncü zamanı Yarım Kalan Yürüyüş'de yetmişli yıllardaki öğrenci olaylarına dayalı bir romanıdır. Değişik kurgu yöntemiyle de dikkati çeken bu romanda olaylar, roman kişilerinin izlenimleri olarak okuyucuya sunulmuştur. Eroğlu'nun daha değişik bir içerik ve kurguyla yazdığı roman Adını Unutan Adam'dır. Yazar, bu romanını İsrail-Filistin mücadelesine dayandırmıştır. romanda Filistinli dostlarına katılan İsrailli bir gencin yakalandıktan sonraki tutumu ve yaşamı verilir. Romanda düşsel bir bakışaçısı ve kurgu egemendir. Son romanı Yürek Sürgünü'dür.

1980'li yılların köy kökenli kadın yazarı olarak dikkati çeken Latife Tekin, gerçeği fanstatik ögelerle birlikte verdiği Sevgili Arsız Ölüm romanıyla tanınmıştır. Köyden kente göçü anlattığı bu romanında köylülerin geleneksel yapılarını, kentte içine düştükleri çıkmazları gözler önüne serer. Bu romanını izleyen Benci Kürtün Çöp Masalları da benzer konudadır. Romanda kırsal kesim insanlarının kente yerleşme mücadeleleriyle birlikte, çarpık kentleşme üzerinde durulur. Gece Dersleri'nde 12 Eylül öncesi olaylara değinen Tekin, romanın kurgusuyla da ilgi çekmiştir. Belli bir olaylar dizisi olmayan roman, baş kişisinin bakışaçısıyla ve mektup türünden geniş ölçüde yararlanılarak düzenlenmiştir. Buzdan Kılıçlar'la, Aşk İşaretleri'nde yeniden kentin kenar semtlerine döndüğünü görüyoruz. Buzdan Kılıçlar'la yoksul insanların para kazanmak için gösterdikleri çabaya, kent yaşamına uyum sağlayabilmek için karşılaştıkları sorunlara değinirken simgesel kişiler ve anlatımlar sürdürdüğü Aşk İşaretleri'nde bir kenar mahallede yaşayan dört gencin kendilerinden büyük birine kapılıp, yaşamı ve dünyayı anlamak için giriştikleri serüveni anlatıyor. Latife Tekin'in masalsı anlatımı da romanlarına ayrı bir özellik veriyor.

1980'li yazarlar arasında Kaçış romanlarıyla Ayla Kutlu, kadın sorunlarından çok kadını yazan bir roman yazarı olarak dikkati çeker. Romanlarında kadınların eksik ve yanlış algıladıklarını yansıtmayı amaçlamıştır. Kadınları bu yönden ele alırken siyasal yaşamımızda geçirilen evrelerden de uzak kalmadığı dikkati çekiyor. Bu bağlamda; Kaçış'ta Demokrat Parti'nin başka son dönemini; Islak Güneş'te çok partili dönemin başlangıcını; Cadı Ağacı'nda 1971 öncesini, Tutsaklar'da 1971 olayını ve duruşmaları buluyoruz. Bir Göçmen Kuştu O'da Osmanlı'nın sonlarına değin inerek Cumhuriyet dönemine gelen yazar, Kadın Destanı'nda, Galgamış destanı'nın bir ögesinden hareket ederek daha gerilere gitmiştir. Bu romanın ilgi çeken yanı, geleneksel destan biçimi kullanılarak, koşuk biçiminde yazılmış olmasıdır. Şiirsel bir dille yazılan romanda, kadına bakış politikası irdelenip, günümüz kadınlarına değin gelen sorunlar söz konusu edilmiştir.

1980-90 arası yıllarda yapıtlarını yayımlayarak romanımızı konu çeşitliliği ve kurgu değişikliği yönünden zenginleştiren, tanıyabildiğimiz roman yazarları olarak; Kahramanlar Ölmeli, Yorgun Çanlar, Karsa'nın Seyir Defteri romanlarıyla Ahmek Yurdakul'u; Balık İzlerinin Sesi, İki Yeşil Su samuru, Kumral Ada Mavi Tuna romanlarıyla Buket Uzuner'i; Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk'la Tezel Özlü Kıral'ı; Dağın Öte Yüzü'yle Erendiz Atasü'yü; Pasifik Günleri, Orplue, Deniz Kenarında Pazartesi, Aşık Papağan Barı romanlarıyla Nazlı Eray'ı; Geç Başlayan Yargılama, Korugan, Kiracı, Teslim Ol Küçük, Vidalar romanlarıylaSulhi Dölek'i; Korkma İnsancık Korkma ile Turgut Özakman'ı; Kardelen, Turnalar, Gökyüzüne Akan Irmak, Yediveren romanlarıyla Öner Yağcı'yı; Mutfak Çıkmazı, Peygamber'in Son Beş Günü, Bıyık Söylencesi'yle Tahsin Yücel'i; Bin Çağ Yangını, Son İki Eylül'le Hulki Aktunç'u; Yaseminler Tüter mi Hâlâ, İşkenceci, Paslanmış Nesih, Viva La Monte Yaşasın Ölüm), "Nuke" Türkiye romanlarıyla Alev Alatlı'yı; Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları'yla Leyla Erbil'i; Dalyan, Yalnız mısın, Soğuk Tüylü Manto romanlarıyla Güven Turan'ı sayabiliriz.

8. 1990'lı Yıllar

1990'lı yılların en ilgi çeken yazarları Boğazkesen'le Nedim Gürsel; Engereğin Gözündeki Kamaşma'yla Zülfü Livaneli; Meyyalı ile Hıfzı Topuz oldular.

Belgeleri, anılara dayanarak yazdıkları romanlarında, tarihimizde oldukça geriye dönüyorlar. Nedim Gürsel, içinde yaşadığı günler ve olaylarla; geçmişi bir arada verdiği Boğazkesen'de Fatih'in İstanbul'u alışını yansıtırken, onu padişah olmasının yanı sıra, özel yaşamıyla bir insan olarak değerlendirişiyle de dikkati çekiyor. Zülfü Livaneli, romanında saraylarda çevrilen entrikaları, valide sultanların egemenliğini veriyor. Hıfzı Topuz da Pertevniyal Valide Sultan'ın anılarından yola çıkarak Abdülaziz ve Abdülmecit dönemlerini yine saraya yakın çevrelerle veriyor.

Bu yazarların yanısıra; Ölü Erkek Kuşlar, Yeni Yalan Zamanlar, Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm romanlarıyla İnci Aral; Kedi Mektupları, Hiçbir yere Dönüş'le Oya Baydar; çingenelerin yaşayışını gözlemlerine dayanarak yazdığı Ağır Roman ve Fındık Sekiz'le Metin Kaçan; Bir Düş müydü O İzmir'le Dinçer Sümer; Bağdat Yollarında'yla Güneli Gün; Saç'la Aydın Hatipoğlu; Adı Aylin'le Ayşe Kulin; Kabuk Adam'la Aslı Erdoğan; Geniş Mavi Bir Gök'le Işıl Özgentürk adlarını duyuran ve ilgi gören yazarlar olarak görünüyorlar.

1980 sonrası yazarlarıyla ilgili bir genelleme yaparsak, ilk önemli nokta, romanımızın klasik yapısından uzaklaştırılarak, yeni bir kurgu kazanması oluyor. Daha çok bireyden hareket ederek topluma, toplumu ilgilendiren olaylara yönelen yazarlar, insanı birey olarak ve toplum içindeki yeriyle vermekte başarılı olmuşlardır. Ayrıca, romanlarda simgesel anlatım ve kurguya yer verilmesi de roman yazarlığında yeni bir aşamadır. Bireye önem verilmesi, romanda genellikle birinci kişi anlatımının kullanılarak yazarın aradan çekilmesine yol açmıştır. Bu yıllarda 12 Mart'ın ele alınması sürerken, 12 Eylül romana girmiştir. Yazarların daha çok 12 Eylül öncesi ideolojik olaylar üzerinde durdukları görülüyor. Yazarların ele aldıkları ilgi çeken bir konuda belgelere dayanılarak yazılan tarihe yönelmedir. Osmanlı dönemini, değişik yüzyıllarda saray yaşayışı ve saraya yakın çevrelerle ele alma eğiliminde aldıkları görülüyor.

Dikkati çeken bir başka nokta da 80'li yıllarda din içerikli romanların sayısındaki artma oluyor. 1967'de Minyeli Abdullah romanlarıyla dikkati çeken Hekimoğlu İsmail'e bu yıllarda Mehmet Göktaş, Vahap Akbaş, Mehmet Uyar, Raif Cilasun,Nurullah Genç gibi adlar eklenmiştir.

Ünitemizin başından beri adı geçen yazarların çoğunun romanlarının değişik Batı dillerine çevrilmesi ve ilgi görmesi, romanımızdaki gelişmenin gerek ele alınan konu, gerekse kurgu bakımından ulaştığı ölçüyü gösteriyor.

Özet

Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun roman örneklerini bu yıllarda veren yazarları bu dönemin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirilir. Yazarlar toplum gerçekleri yansıtmaya, sorunlarına çözüm getirmeye çalışırlar, fakat daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini yansıtmak çizgisinde kalırlar. 1930-1940 yılları arasında yazarlar toplum gerçeklerini, II. Abdülhamit döneminden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı yıllarını konu olarak işlerler.

1940'lı yıllarda romanlarda İkinci Dünya Savaşı yıllarında konularda toplumsal kaygı ağırlık kazanır, toplumsal konular çeşitlenir. Edebiyatımızda "köy edebiyatı" başlar, köy ve köylünün sorunları dile getirilir. 1950'li yıllarda İkinci Dünya Savaşı yıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başlarlar. 1960'lı yıllarda toplumcu genç yazarlar konuları çeşitlendirirler, geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçlar ele alınır. 1970-1980 yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülüyor. Konu türlerinde artış görülür, yazarların sıkıntısını çektikleri 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alınır. Belgelere dayanarak yazılan tarihsel romanlarla birlikte Almanya'ya göçün değişik bir yanıyla girdiği romanlar görülüyor. Türkiye'den Almanya'ya getirilen çocukların dil sorunları, anne babalarının iş yaşamlarında karşılaştıkları sorunları, sıla özlemi , Alman topluluğuna uyum sağlamada çekilen sıkıntılar anlatılır. 1980-90 yılları arasında aileden hareket ederek, 1900'lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye'nin toplumsal yaşamından kesitler verilir. Özyaşam öyküsü romanı özelliği taşıyan romanlar yazılır. 12 Eylül 1980 öncesi olaylarından kesitler verilir. Yetmişli yılların gençliğini sorgulanır. İnsanların alın yazılarına egemen olmak için gösterdikleri çaba, köyden kente gö ç ile köylülerin kentte içine düştükleri çıkmazlar, kadın sorunları anlatılır. Roman klasik yapısından uzaklaştırılır, yeni bir kurgu kazandırılır. Yazarlar, belgelere dayanarak tarihe yönelir. Din içerikli romanların sayısındaki artma oluyor.

Günümüzde Türk romanların değişik Batı dillerine çevrilmesi Türk romanındaki gelişmenin ölçüsünü gösterir.

 

TÜRK EDEBİYATINDA ÜNLÜ ROMANLAR

A)Tanzimat Dönemi Romanları

 

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat:Şemsettin Sami'nin eseridir. İlk yerli romandır. Romantik bir romandır. Konusu bir evlilik dramıdır.

İntibah: Namık Kemal'in eseridir. İlk edebî roman olarak kabul edilir. Ali Bey, Mahpeyker'e aşık olur. Bu kötü kadından Dilaşup ismindeki cariye sayesinde uzaklaşır. Bunun üzerine Mahpeyker Ali Bey'i öldürtmek ister. Dilaşup, Ali Bey'i ölümden kurtarsa da kendisi ölür. Daha sonra Ali Bey, Mahpeyker'i öldürür, hapse girer ve orada hastalanarak ölür.

Cezmi: Namık Kemal'in romanıdır. İlk tarihi romandır. Cezmi, 16. yüzyılda İstanbul'da yaşamış bir Türk sipahisidir. İranlılara esir düşen Adil Giray'a yardım etmek için İran'a gider. Romanın ikinci cildi yazılmamıştır.

Felatun Bey ile Rakım Efendi: Ahmet Mithat Efendi'nin yanlış batılılaşma temasını işlediği romanıdır. Romantizm etkisindedir. Felatun Bey alafranga hayata özenen mirasyedi bir züppedir. Buna karşın Rakım Bey, ağırbaşlı ve dengeli bir tiptir.

Sergüzeşt: Samipşazade Sezai'nin romanıdır. Romantizmden realizme geçişte köprü rolü oynayan bu eser, Dilber adındaki esir bir kızın, satıldığı zengin konaklardaki acıklı yaşamını anlatır. Dilber, bu konaklardan birinde geç ressam Celal Bey'e aşık olur; romanın sonunda, götürüldüğü Mısır'da kendini Nil nehrine atarak intihar eder.

Araba Sevdası: Recaizade Mahmut Ekrem'in realist bir anlayışla yazdığı romandır. Romanda, yanlış batılılaşma teması işlenir. Bihruz Bey adındaki alafranga züppe tipin gülünçlükleri ve hayali aşkları anlatılır.

Zehra: Nabizade Nazım'ın natüralizmin etkisinde yazdığı romanıdır. Ana çizgileri Ahmet Mithat'ın Müşahedat adlı romanına benzeyen eserde kahramanların ruh durumları fizyolojik ve toplumsal etkilerle açıklanmıştır.

B)Servet-i Fünun Dönemi Romanları

Mai ve Siyah: Halit Ziya'nın realizmi başarıyla uyguladığı romanıdır. Eserin kahramanı Ahmet Cemil, romantik bir gençtir. Ünlü bir edebiyatçı olmayı, yazdığı eserden büyük bir servet kazanınca da sevdiği genç kızla evlenmeyi hayal etmektedir. Ancak, eseri eleştirilere uğrar, kız kardeşi ölür, sevdiği kız başkasıyla nişanlanır. Bunun üzerine hayallerini İstanbu'a gömüp bu şehirden ayrılır.

Aşk- Memnu: Halit Ziya Uşaklıgil'in en başarılı romanıdır. Realist bir eserdir. Firdevs Hanım adındaki eğlence düşkünü dul bir kadının büyük kızı Bihter, kendisinden yaşça çok büyük olan Adnan Bey ile evlenir. Adnan Bey'in küçük kızı Nihal bu evliliği kabullenemez. Adnan Bey'in zenginliğine kapılan Bihter yanlış bir evlilik yaptığını anlar. Kocasının yeğeni Behlül adındaki genç ile Bihter arasında yasak bir aşk başlar. Ancak Behlül, Bihter'den bıkarak Nihal ile nişanlanınca yasak aşk açığa çıkar. Bihter intihar eder, Behlül de kaçar.

Eylül: Mehmet Rauf'un edebiyatımızın ilk psikolojik romanı sayılan romanıdır. Olay basit, kişiler azdır. Suat (bayan) ve Süreyya (erkek) evlidirler. Süreyya'nın arkadaşı Necip, bu mutlu çiftin evinde sık sık misafir kalır. Necip, arkadaşının karısı Suat'a derin bir saygı duyar. Ancak bu saygı zamanla aşka dönüşür. Suat da onu sever. Ancak aşklarını birbirlerine itiraf edemezler. Derken, bir yangın çıkar; Necip, yanan evde Suat'ı kurtarmaya çalışır. Ancak Suat'la birlikte aynı ateşte yanar.

C) Servet-i Fünun Dışında Kalan Romanlar

Mürebbiye: Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın natüralist bir eseridir. Memleket çocuklarının eğitiminin, ne olduğu belirsiz yabancı mürebbiyeler eline bırakılmasının doğuracağı kötü sonuçlar gösterilmek istenmiştir.

Şıpsevdi: Hüseyin rahmi Gürpınar'ın romanıdır. Yazarın "Şık" romanındaki Şöhret'e benzeyen bir tip olan Meftun, körü körüne Batı'ya bağlıdır. Aynı şekilde Edibe de doğuya bağlıdır. Eserde bu iki tip karşılaştırılmış, her ikisinin de gülünç yanları gösterilmiştir.

D) Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Romanları 

Handan: Halide Edip Adıvar'ın ilk romanıdır. Mektup biçiminde yazılan roman, kadın psikolojisini inceler. Eylül'den sonra psikolojik roman türünün en başarılı örneklerindendir.

Ateşten Gömlek: Halide Edip Adıvar'ın romanıdır. Edebiyatımızda Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan ilk romandır.

Vurun Kahpeye:  Genç ve idealist bir öğretmen olan Aliye'nin Kurtuluş Savaşı sırasındaki mücadelesini ve aşkını, sahte bir din adamı tarafından linç ettirilişini anlatan bu romanı Halide Edip Adıvar yazmıştır.

Sinekli Bakkal: Halide Edip Adıvar'ın töre romanıdır. İstanbul'da Sinekli Bakkal semti ve o semtin çevresinde II. Abdülhamit döneminin toplumsal sorunlarını ele almıştır. Eserin kahramanı Rabia, tiyatrocu ve Karagözcü Kız Tevfik'in kızıdır.  Dinî bir eğitim almış ve ünlü bir mevlithan olmuştur. Sürgündeki babasının bakkal dükkânını da işletmekte ve bu arada gittiği konaklardan birinde Mevlevi şeyhi Vehbi Dede'den alaturka musiki dersleri almaktadır. Aynı konakta piyano dersleri veren İtalyan müzisyen Pregrini, Rabia'nın sesine hayran olmuştur. Daha sonra Rabia, kendisini seven ve Müslüman olan Pregrini ile evlenir. Böylece yazar, Doğu ile Batıyı birleştirmiş olur.  Bu roman Cumhuriyet döneminde yazılmıştır.

Kiralık Konak: Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. Eserde, üç ayrı kuşak arasındaki çatışmalar üzerinde durularak bir ailenin çözülüşü gösterilmiştir. Aşırı Batı hayranı züppe tipinin de başarıyla çizildiği eser, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'na kadar olan yıllarını toplumsal değişmeye ışık tutarak anlatır.

Nur Baba: Yakup Kadri'nin bu romanında olaylar, bir Bektaşi tekkesi çevresinde geçer. Yazar bu eseriyle Bektaşî tekkelerindeki yozlaşmayı gözler önüne sermiştir.

Yaban: Yakup Kadri'nin bu romanında, köylü ile aydın arasındaki uçurum gösterilmek istenmiştir. Köylülere göre şehirli ve aydın "yaban"dır. Anı biçiminde yazılan romanda I. Dünya Savaşı'nda bir kolunu kaybetmiş olarak İstanbul'a dönen Ahmet Celal'in daha sonra emir eri Mehmet Ali'nin köyüne yerleşip orada yaşaması anlatılır. Ahmet Celal, köylü kızı Emine'yi sever. Emine başkasıyla evlenir. Derken, köye Yunan ordusu girer. Ahmet Celal ve Emine düşmanın elinden kaçarlar. Ancak Emine ağır yaralanmıştır. Ahmet Celal, bilinmeyen bir yöne doğru gider. Roman böylece İstiklal Savaşı'ndan da kesit sunmuş olur. Eser 1930 yılında yazılmıştır.

Sodom ve Gomore: Yakup kadri'nin Cumhuriyet döneminde yazdığı bu roman, mütareke döneminde düşman işgalindeki İstanbul'u anlatır. Düşmanla işbirliği yapan soysuzlaşmış çevrelerin ahlak düşüklüğü yüzünden, yazar İstanbul'u Sodom ve Gomore kentlerine (Filistin'de ahlak sapkınlığı nedeniyle Allah'ın gazabına uğradığı rivayet edilen kentler) benzetir.

İstanbul'un İçyüzü: Refik Halit Karay'ın romanıdır. İttihat ve Terraki Fırkası adamlarını ve I. Dünya Savaşı sırasında bunların zengin ettikleri savaş zenginlerini eleştiren bir romandır.

Çalıkuşu: Reşat Nuri Güntekin'in en ünlü romanıdır. Bir aşk kırgını olan Feride'nin İstanbul'dan Anadolu'ya kaçışı; Anadolu'nun kasaba ve şehirlerinde idealist bir öğretmen olarak çalışması; Anadolu'nun geri kalmışlığıyla mücadele etmesi romanın konusunu oluşturur.

Yeşil Gece: Reşat Nuri Güntekin'in tezli romanıdır. Eserde medrese çevreleri ile mücadele eden Şahin Bey anlatılır.  Şahin Bey, medresede yetiştiği halde daha sonra Atatürk'ün devrimlerine inanmış, aydınlanmış bir gençtir.

Yaprak Dökümü: Reşat Nuri Güntekin'in yanlış batılılaşma temasını işlediği romanıdır. Batı özentisi hayatla gelir arasındaki dengesizlik yüzünden bir ailenin çöküşü anlatılmıştır.

Sözde Kızlar: Peyami Safa'nın ilk romanıdır.  Anadolu'da başlayan Kurtuluş Savaşı esere, fon olarak alınmış; Mütareke döneminde İstanbul'daki yüksek tabakanın ahlak bozukluğu bu fonun önünde işlenerek karşıt bir durum oluşturulmuştur.

Dokuzunca Hariciye Koğuşu: Peyami Safa'nın ruh çözümlemesi romanıdır. Diğer psikolojik romanlar gibi basit bir olay üzerine kurulmuştur. Bacağındaki kemik hastalığı yüzünden iyi bir bakım görmesi gereken on beş yaşındaki çocuğun anıları biçimde düzenlenen roman, otobiyografik roman özelliği de taşır.

Ayaşlı ve Kiracıları: Memduh Şevket Esendal'ın romanıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sını anlatan romanda Türkiye'nin çeşitli tabakalarından gelmiş insanların hayatları anlatılır.

Huzur: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanıdır. Olay ve karakter romanı olmaktan çok, karışık ruh hallerini tasvir eden bir yaşantı romanı olan eser, yer yer yazarının özel yaşamını yansıtır.  Türk toplumunun girdiği uygarlık krizinin Doğu-Batı sorunsalı içinde ele alındığı eserde İstanbul'un tabiat, tarih ve kültür güzelliklerine önemli yer verilir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanıdır. Saat düşkünü iki arkadaşın, kurdukları Saatleri Ayarlama Enstitüsü çevresindeki gerçek-hayal arasındaki yaşamlarını anlatan romanda yazarın asıl amacı, iki uygarlık arasında bocalayan toplumumuzun yanlış tutumlarını alaycı bir tarzda eleştirmektir.

Devlet Ana: Kemal Tahir'in Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarını romanlaştırdığı eseridir.

Yorgun Savaşçı: Kemal Tahir'in Kurtuluş Savaşı'nı konu alan romanıdır.  İşgal altındaki İstanbul'da başlayan hareketli olaylar, bunalımdan kurtulmak isteyen yorgun savaşçıların Anadolu'ya geçmeleriyle gelişir. Mustafa kemal saflarına katılmalarıyla Kurtuluş Savaşı'nı müjdeleyen milli bir güven duygusu içinde sona erer.

Fahim Bey ve Biz: Abdülhak Şinasi Hisar'ın romanıdır. Eserde, kendi hayal dünyasında mutlu bir yaşam süren; fakat çevresindeki insanların kaçık güzüyle baktıkları Fahim Bey'in büyük bir iş hanında yazıhane tutması; dosyalar, defterlere gömülerek hayali yazışmalar düzenlemesi anlatılır.

Üç İstanbul: Mithat Cemal Kuntay, bu romanında Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinin İstanbul'unu anlatır.

Küçük Ağa: Tarık Buğra'nın kurtuluş savaşını konu alan eseridir. Padişah'a bağlılığı güçlendirmek için Akşehir'e gönderilen İstanbullu Hoca, Kuva-yi Milliyecilerin kendisini öldürmek istemesi üzerine çetecilere karışı ve Küçük Ağa adıyla anılır. Çolak Salih'le tanıştıktan sonra padişah yanlısı tutumunu bırakarak Kuva-yi Milliye hareketini destekler.

 

 

ROMAN İNCELEME PLANI

 

A. Şekil Yönüyle İnceleme

1. Romanın Adı
2. Romanın Yazarı
3. Romanın Basıldığı Yer ve Tarih
4. Romanın Yayınevi veya Yayımlayanı
5. Romanın Ebatları
6. Romanın Sayfa Sayısı

B. İçerik Yönüyle İnceleme

1. Olayın Özeti
a. Romanın Olay Örgüsü
b. Romanın Olay Halkalarından Örnekler

2. Kişiler (Şahıs Kadrosu)
a. Asıl Kişiler
    I. Fiziki Portre
   II. Ruhi Portre
(Ayrıca bkz-> Anlatım Biçimleri)

b. Yardımcı Kişiler
  I. Fiziki Portre 
  II. Ruhi Portre

c. Kişiler Arasındaki İlişkiler

3. Olayın Geçtiği Mekânlar
a. Mekânlar ve Bu Mekânların Özellikleri
b. Mekânların Kahraman ve Olaylarla İlişkisi

4. Zaman
a. Kronolojik Zaman
I. Gündüz 
II. Gece
III. Mevsimler 
IV. Yıl

b. Zamanda Geriye Dönüşler

5. Anlatıcının Bakış Açısı
a. Hakim (ilahî) Bakış Açısı
b. Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı
c. Gözlemci Bakış Açısı


6. Dil ve Anlatım Özellikleri
a. Anlatım Türleri
I. Öyküleyici Anlatım
II. Betimleyici Anlatım
III. Açıklayıcı Anlatım
IV. Tartışmacı Anlatım
V. Öğretici Anlatım
VI. Kanıtlayıcı Anlatım
VII. Düşsel Anlatım
VIII. Gelecekten Söz Eden Anlatım
IX. Coşku ve Heyecana Bağlı Anlatım
X. Destansı Anlatım
XI. Söyleşmeye Bağlı Anlatım
XII. Mizahi Anlatım

b. Dil ve Üslup özellikleri
I. Akıcılık
II. Duruluk-Açıklık
III. Yalınlık

7. Romanın Türü
a. Tahlil Romanı
b. Sosyal Roman
c. Macera Romanı 
d. Tarihî Roman

8.Romanın Konu ve Teması
bkz.-> Konu nedir? Tema nedir?

B. Romanın Yazıldığı Dönemle İlişkisi

C. Yazarın Hayatı, Sanatı ve Eserleri Hakkında Kısa Bilgi

D. Roman Hakkındaki Kişisel Duygu ve Düşünceleriniz

E. Romanı İncelerken Faydalandığınız Kaynaklar


Son Güncelleme: Perşembe, 19 Ocak 2012 17:17
 

You are here  : Anasayfa Edebi Türler Nesir (Düz yazı) Türleri Roman

Tasarım

tasarim Tasarım: Ali Horuz

Destek

edebiyat, destek Sitemize katkı yapmak isterseniz, üye olup makale önerebilirsiniz. Gönderileriniz kendi adınızla yayınlanır.

Edebi Portal

 Edebi Portal EdebiArşiv.Com, Türkiye'nin en geniş edebiyat portalı olmaya hazırlanıyor.